Ülkemizde, bir ayda 137, bir yılda 1700 işçimiz, iş kazalarında yaşamını yitirmiş. Bu kadar insanın, kaza sonucu yaşamını yitirmesini olağan saymamız olası mı?
Bu nedenle, yazının başlığını “Akıl Alır Gibi Değil” koydum.
Gerçek şu ki, bir ayda ve bir yılda bu kadar kaza, gerekli önlemlerin alınmadığını gösteriyor. İster devlet olsun, ister iş adamları olsun, iş kazalarının önlenmesine yönelik bir çalışma yapmadıkları, bir başka ifadeyle, üzerlerine sorumluluk almadıkları ortada. Herhalde, ölen işçiler öldükleriyle kalıyor. Kimse sorumlu tutulmuyor ya da, olayın üzerinde titizlikle durulmuyor.
Bir ayda 137, bir yılda 1700 iş kazasında işçilerin yaşamlarını kaybetmeleri başka ne ile açıklanabilir?
Hiç bir uygar ülkede, bu kadar çok iş kazasının yaşandığını göremezsiniz.
Bu kadar ölümlü iş kazalarında işverenlerin kusuru var da, işçilerin yok mu?
Kuşkusuz onların da var. Tehlikeli işlerde gerekli önlemlerin alınmasında işverenleri zorlamıyorlar demektir.
Çalışanların bu konudaki duyarsızlıklarını, işten atılma korkusuna bağlamak yeterli değildir. İşçi, bir iple bağlatmadan, bir önlem almadan, dibi görünmeyen bir kuyuya indiriliyorsa, o kuyuda nelerle karşılaşacağını düşünmesi gerekir. İşçi, önlem alınmadan kuyudan çıkamıyorsa, işçideki bu noksanlığı kendisine bağlayıp işin içinden sıyrılmak da akıl dişi değildir. Çünkü işçi söylemese bile, işverenin bu konuda, hem manevi, hem de maddi önemli bir sorumluluğu olmalıdır.
Sorumluluğu üstlenmeyen işverenlere ağır bedeller ödettiren yasalar yeterli değilse, yasa çıkarılmalı ve işverenlerin, (önlem almayarak) işçilerin ölmelerine göz yummaları engellenmelidir.
Bir yılda 1700 işçinin iş kazasında öldüğü haberini, bir televizyon kanalından öğrendiğimden bu yana kafamı karıştırdı bu konu. Bu kadar işçinin bir yılda ölümüne sadece “Kader” deyip işin içinden çıkamıyorum.
İnsanları yaratan; kimin, nerede, ne zaman, hangi koşullarda doğacağını, hangi koşullarda yaşayacağını, kendisine eğri yol, doğru yol gösterildiği halde, eğri yolda gitme iradesini gösterdiği için başına geleceklerin de sorumlusu olacağını, yaratan ezeli ilmiyle bildiğinden kader ortaya çıkmıştır.
Hiç kimse, “Kader”e bağlayarak sorumluluktan kurtulamaz. Eğer “Kader” deyip işin içinden sıyrılırsak, hiçbir konuda bireyleri de, toplumları da, ülkeleri de koruyamayız.