Kırşehir’den dünyaya yayılan bir merhamet halesi olan ahilik sosyal, iktisadî ve siyasî hayatımızı derinden etkilemiştir. Bununla birlikte insanları ötekileştirmeden, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamanın yol ve yöntemlerini uygulama sahasına koymuştur.
Ahiler, oluşturdukları ekonomik sistemle helal kazancı, alın terini, dayanışmayı, kul hakkını, ahlâkı, kanaatkârlığı, çalışmayı ve üretmeyi öncelemişlerdir. Ahiler böylece insanları kardeşlik paydasında birleştirerek toplumsal dayanışmayı sağlamışlardır. Ahiler dinî ve tasavvufî bir eğitim vererek sevgi, hoşgörü ve merhamet iklimi oluşturmuşlardır. Böylece karıncayı bile incitmeyen “İyi insan, iyi Müslüman” insan tipi inşa edilmiştir.
Ahilik, Selçuklu’nun yanında Osmanlı toplumunun da sosyal dinamiklerinden biriydi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Kırşehir’den uç bölgesine giden Şeyh Edebali bir ahi şeyhi idi. Osmanlı’nın manevî mimarı olan Şeyh Edebali ve diğer ahiler sayesinde ahilik Osmanlı’nın kuruluşunda ve bir ‘cihan devleti’ olmasında etkin bir rol oynamıştır.
Ahilik, insanı yalnızlıktan ve bireysellikten kurtaran toplumsal bir bağdır. Bugünkü modern zamanlardaki insanın yalnızlığı o dönemde bir sorun olarak gözükmezdi. Bu teşkilatın ikliminde soluklananlar kendilerini güçlü bir makine mekanizmasının ana parçalarından biri olarak görürlerdi. Mekanizmanın sorunsuz çalışması için her parçanın kıymeti vardı. Böylelikle hiç kimse kendisini gereksiz ve değersiz olarak görmezdi.
Ahîliğin piri Şeyh Nasîrüddin Mahmûd yahut bilinen adıyla Ahî Evren
Anadolu’da bir esnaf teşkilâtlanması olan ahîliğin ortaya çıkmasında Şeyh Nasîrüddin Mahmûd (ö. 1262)’un rolü büyüktür. İran’ın Hoy şehrinde doğan, daha çok “Ahî Evran (Evren)” adıyla tanınan, ahîlik teşkilâtının kurucusu, esnaf ve sanatkâr dayanışmasının pîri sayılan bu kıymetli şahsın asıl adı Şeyh Nasîrüddin Mahmûd Ahî Evran b. Abbas’tır. Bir rivayete göre herkesin korktuğu bir yılanın onu görünce munisleşmesi sebebiyle kendisine
“insan bile yutabileceği sanılan büyük yılan” anlamında “Evran” lakabı verilmiştir.
Ticarette dayanışmanın ve yardımlaşmanın sembol ismi olan Ahî Evran’ın doğum tarihiyle ilgili farklı görüşler olsa da genel kanı 566/1171 tarihinde doğduğu yönündedir. XI. yüzyılda Hoy şehrine gelip yerleşen bir Türkmen ailenin çocuğudur. Annesi ve babası hakkında güvenilir malumat yoktur. Şeyhi olan Evhadu’d-din Kirmani’nin kızı Fatma ile evlenmiştir. Çocukluğu Hoy’da geçen Ahî Evran, ilk eğitimini burada tamamladıktan sonra, Horasan’a giderek Fahrettin Razî’den, başta şer’i ilimler olmak üzere, eğitim almıştır. İlk tasavvufi terbiyeyi Horasan ve Maveraunnehir’de Yesevi dervişlerinden edinmiştir. Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tıp alanlarında derinlikli bilgilere sahip olan Ahî Evran; tasavvuf akidelerini hayatının düsturu hâline getirmiştir. Böylece barış ve huzura hizmet etmiştir.
Halk arasında daha çok âlim ve mutasavvıf yönleriyle inkişaf eden Ahî Evran, İbn-i Sina ve Farabî gibi çok yönlü şahsiyetlerin de etkisinde kalmıştır. 601/1204 yılında Bağdat’a giderek büyük İslâm âlimi Sihabüddin Sühreverdi gibi Fütüvvet Teşkilâtı’nın ileri gelen âlimleriyle ilmî temaslarda bulunmuştur. Hac görevini yerine getirmek için gittiği Mekke’de Şeyh Evhadu’d-din Kirmânî ile tanışmış ve onun müridi olmuştur. Kayınpederi ve şeyhi olan Kirmânî ile birlikte Abbasî Halifesi Nasır Lidinillah’ın kurduğu Fütüvvet Teşkilâtına girmiştir. Anadolu Selçukluları sultanı II. Gıyase’d-din Keyhüsrev, Bağdat’ta bulunan bilginleri Anadolu’ya davet edince Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah, Ahî Evran’ı ve Şeyh Evhad’ud-Din Kirmanî’yi, diğer âlimlerle birlikte Anadolu’ya göndermiştir.
İslâmî ve insanî bir ticarî hayatın tanzim edilmesine öncülük eden Ahî Evran’ın hem Hacı Bektâş-ı Velî (1209-1271) hem de Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273) ile çağdaş olduğu söylenir. Bu üç büyük şahsiyet de düşünceleriyle insanlığa yol göstermişlerdir.