10 Aralık İnsan Hakları Günüydü.
2. Dünya Savaşından sonra devletler 1948 yılında bir araya gelerek, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini yayınladılar. O gün, bugün her 10 Aralıkta İnsan Haklarına taraf olan ülkeler kutlamalarını sürdürmektedir.
Bizim ülkemize gelince; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) en çok başvurunun Türkiye’den gittiğini biliyoruz.
Neden?
Kadın cinayetlerinin önünü alamıyoruz. Kadın Haklarını benimsemiyor, kadınlara, yöneticiliklerde, parlamentoda ve birçok alanda eşit haklar tanımıyoruz.
Verdiği haberler, yazdığı yazılar ve genel olarak düşünceleri nedeniyle gazetecilere yeteri kadar görevlerini yapmalarına izin vermiyoruz. İzin vermediğimiz için pek çok gazeteci hapiste.
İşçiler, memurlar, öğretmenler, Sağlıkçılar, emekliler sık sık sokaklara dökülerek dileklerini yöneticilere duyurmaya çalışıyorlar. İnsanların aramaları için anayasamızdan kaynaklanan haklarını bireysel ya da topluca söylemelerine bile izin verilmiyor, polisi, jandarmayı karşılarına dikiyoruz
Pek çok alanda olduğu gibi, eğitim-öğretim alanında da eşitliği sağlayamıyoruz. Bu eşitsizlik, bir ölçüde ailelerin ekonomik ve sosyal yönlerden yetersizliğinden kaynaklanıyor.
Bizim ilimizde hukukun işlemesinden bir sıkıntımız yok ama Ülke genelinde hukuka olan güveni sarsmış durumdayız. Pek çok konuda hak mağdurları için hukuk yok ama seçkinler için var.
Bir zamanlar, kişiler arasında, toplumlar arasında, bireyler arasında meydana gelen anlaşmazlıklarda, zarar gören taraf, gerçekten inanarak, “Adalet huzurunda görüşürüz” diyordu. Şimdi aynı cümleyi gönül rahatlığıyla söyleyemiyor.
Öğle anlaşılıyor ki, 1948 yılında bir araya gelen devletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini yayınladılar ama günümüzde etkili olamadı o beyanname.
Beyannameler, yasalar, anayasalar toplumlara düzen vermek, hak ve hukuk tanımak içindir Anayasaları, yasaları tanımazsanız, uygulamazsanız hiçbir anlamı kalmaz.
Bireyler, toplumlar, devletler hakka, hukuka bağlı olsalardı, yasalar gerekmeyebilirdi,
Yasalar var ama, herkese göre eşit değil.