Kaderin ve takdir-i ilâhinin bir tezahürü olarak vaktini tüketen gidiyor bu yaşlı dünyadan… Belli ki bu yaşlı dünya da vakti gelince çıkacak aradan… Baki hayat ötelerde başlayacak… Burada onun bir çeşit provasını yapıyoruz. Ebediyete yollanmadan evvel o uzun yolun erzak çıkınını hazırlıyoruz. Çünkü bu uzun ve çileli yolda mola vermek yok…
Çıkınını sırtlayıp göçen bir gönül dostundan söz edeceğim bu satırlarımda… İçli sesiyle gönül telimizi titreten Selahattin İçli’den… ‘Zeytin Gözlüm, Gül Açılsın Dudağında Gülüver, Hüzün Zaman Zaman Deli Dalgalarla Gelir, Ayrılık Var Çıkan Falda’ gibi Türk Sanat Müziği eserlerinin ünlü bestekârı Prof. Dr. Selahattin İçli artık yok aramızda… O, bestelerini geride kalan bizlere emanet ederek göçtü dost diyarına… Zamanı elinin tersiyle iterek ebediliği faniliğe tercih etti.
Türk musikisinde yeri doldurulamayacak kadar mühim bir değerdi O…Selahattin İçli, Türk musikisindeki beste ve bestecilik anlayışına farklı bir boyut kazandırmış, yeni bir soluk getirmiştir. Onun içindir ki eserleri geçen zamanla birlikte kalplere yerleşmiş, tabir caizse tazelenmiştir. Taş plaklar onun besteleriyle şenlenmiştir.
O, 83 yıllık uzun ömrüne neler sığdırmıştır neler… Cumhuriyetin ilanından 23 gün önce (6 Ekim 1923) dünyaya gelen İçli, 1949 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirmiştir. Yani biz onu bir müzik adamı, bir bestekâr olarak tanısak da o her şeyden evvel bir doktordur. Otuz yılı aşkın bir süre doktorluk mesleğini icra etmiştir. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’nda sanatçı öğretim görevlisi ve başkan yardımcısı olmuştur. 1986 yılında profesör unvanı alan İçli, Kompozisyon Bölümü başkanlığına tayin edilmiştir. O, bazılarının zannettiği gibi asıl mesleği olan tıp alanında değil, müzik alanında profesörlük payesi almıştır. Bu alanda derinleşerek adeta çığır açmıştır.
İlk şarkısını 17 yaşında besteleyen Selahattin İçli’nin müzikle ilgisi aileye dayanır. Selahattin İçli’nin müzik ile yakınlığı çocukluk yıllarında babası İbrahim İçli’nin etkisi ile başlamıştır. Hem anne, hem baba tarafından kardeş çocukları olan udi bestekâr Şerif İçli ve İbrahim İçli, 1914 yılında Beşiktaş musikî kulübüne devam etmeye başlarlar. Babasının müziğe olan ilgisi ve zengin repertuarı sebebiyle, oğlu Selahattin’in kulağı daha çocukluk yaşlarından itibaren Türk musikisinin klâsik ve güncel eserleriyle dolar. Böylece; ilk gençlik yıllarında kendisini bestekârlığa götürecek önemli unsur sayılabilecek geniş bir repertuara sahip olur. Bu bir yelpaze gibi açılarak devam eder. Bugünkü zengin arşiv oluşur.
Onun besteleri kendinden derin izler taşır. Yani eserlerine kendi özgün rengini katmıştır. 160’ın üzerinde beste kazandırmıştır klasik müzik arşivimize… Bestelerinin yanında müziğin teorisi üzerinde de durmuştur. Çeşitli ansiklopedi, gazete ve dergilerde çoğu müzikle alâkalı olmak üzere makale, fıkra, araştırma ve eleştiri türünden 400’ün üzerinde yazısı yayınlanmıştır. Yani o aynı zamanda iyi bir kalem erbabıydı.
Millet olarak devletin sanata ve sanatçıya bakış açısını ve yaklaşımını eleştirir dururuz. Bu hususta çok da haksız sayılmayız. Fakat devletimiz Selahattin İçli’ye yaşarken layık olduğu değeri vermiş, onu 1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanıyla onurlandırmıştır. Yani o yaşarken vefa duygusunu tadanlardan biriydi, bu yönüyle de istisnaydı. Müziğimize taze, güçlü ve kalıcı bir soluk getirmişti.
İçli, yerli kültürün ateşli taraftarıydı. Geçmişin kültürel birikiminden istifade edilmesi gerektiğine gönülden inanırdı. Zaten bestelerini yaparken gelenekten fazlasıyla yararlanmıştır. O, yabancı besteye Türkçe söz yazılmasına şiddetle karşıydı. Bu konuda şöyle der:
“Bir yabancı besteye Türkçe söz yazmak yanlıştır ve birçok örneği görüldüğü gibi kötü sonuç verir. Önce müziği yazarak, sonradan söz oturtmak da büyük bir hatadır. Şiirden hareket etmemiş beste ne mana ne de dil prozodisine uyum sağlamaz. Bu tarz, hafif müzik alanımızda maalesef dilimize ihanet eden şarkıların yıllarca yayılmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise bir felaket halinde devam etmektedir.”
O besteciliğinin yanında iyi bir söz yazarıydı aynı zamanda… Dile karşı özel bir hassasiyeti vardı. Titiz bir dil işçisiydi. Güftelerinde dili bir kuyumcu inceliğiyle işler, öylece kullanırdı. Güftelerini seçerken ifade inceliklerine çok dikkat ederdi.
Bir duygu adamıydı O… Nezaket, tevazu ve samimiyet onda zirve yapmıştı. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, onunla ilgili ‘50. Sanat Yılında Selahattin İçli ve Besteleri’ isimli güzel bir kitap hazırlamıştı. Onun eserlerinin muhakkak bir araya getirilip yayınlanması gerekir. O şaheserlerin ötede beride kaybolmasına gönlümüz asla razı olmaz. Bu vakit itibariyle onlar milletimizin ortak malıdır. Vaktiyle Hüseyni/Sofyan makamında bestelediği şu sözlerle yazımı noktalıyor, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. O besteleriyle Türk milletinin yüreğinde hep yaşayacaktır:
“ Zeytin gözlüm özlem ektim yollara
Rast gelirsen hâlimi sor onlara
Gül kurusu akşamlar senden yana
Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne
Şarkıları düşürürüm peşine”