Yaşadığımız toplumda, sevgi, saygı, büyüğü büyük olarak, küçüğü de küçük olarak tanıma, davranışlarını ona göre ayarlamak diye pek bir şey kalmadı. Bu durumu, çağın gerekleri olarak açıklayanlar da var. Konumuz bu değil.
Sevgi ve saygının ötesinde bir de pek çok kişinin haddini bilmemesi de girdi işin içine.
Memuriyette; bir namzetlik dönemi vardır (Asaletinin onandığı tarihe kadar sürer.) Belli aşamalardan sonra müdür yardımcılığı, başarılı olursa müdürlük dönemi başlar.
Şimdi, merdivenin en alt basamağındakiler, en üst basamağa göz dikiyor. Açıkçası, basamakları birer birer değil, üçer, beşer atlayarak gitmek istiyorlar.
Bu had bilmezlik; yalnız memuriyette değil, eğitim-öğretimde, siyasette, ticarette, sözlü ve yazılı basında, hemen her yerde gözleniyor.
Halk arasında, “Erken öten horozun başını keserler” denirdi. Baş kesmek bir yana, uyaran da olmuyor. Hele, sırtını bir yerlere dayamışsa, artık keyfine bir diyeceğiniz de olmaz.
Ne var ki, had bilmek önemlidir.
Herkes, kime ne söyleyeceğini, nasıl söyleyeceğini bilmelidir.
Bir cümleyi, ögelerine ayırmasını bilmeyen insanlar, toplumun karşısına “yazar” diye çıkıyor.
Şair olarak doğmamış, şiirin “Ş” sinden haberi yok, bir sürü sözcükleri yana sıralayıp getiriyor “Şiir yazdım” diye.
Geçmiş yıllarda, bir ilçemizde, vasıta beklemek için girdiğim kahvede otururken, karşı masadakilerin beni göstererek bir şeyler konuştuklarını fark ettim. “Buyurun, bir şey mi diyeceksiniz” diye sordum. Kendi şiveleriyle; “Sen metbanede çalışıyorsun değil mi? “Evet” dedim. Birisini söze girdi; “Abu arkadaş bir şiir yazdı, versek basar mısın?” dediler. Şiir diye elime tutuşturulan sözcüklere bir baktım, saçma sapan sözlerdi, şiirle uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Onları kırmamak için, “Gazetedeki ilgili arkadaşa veririm basar, basmaz, onu bilmem” dedim, aldım o sırada beklediğim araçta gelmişti, oradan ayrıldım.
Tabanda, okur-yazarlığı bile kıt birisi, almış eline kâğıdı kalemi, bilgi yönünden, genel kültür yönünden, sorumluluğunu üstlendiği milyonlarca kitlenin önündeki birisine laf yetiştiriyor.
Adam, kendi kendine sormuyor: “Ben kimim, eleştirdiğim kişi kim?”
Be birader, sen merdivenin ilk basamağındasın, söz vurmaya çalıştığın adam tepede!
Biliyor ki, kendisi gibi, cahil, cühela birçok insan alkışlar kendini. O alkışlarla yetiniyor.