Yazının başlığını Şair Eşref’in bir dörtlüğünün son dizesinden aldım.
Şair Eşref; 1947-1912 yılları arasında yaşadı. Kaymakamlık yaptı. Gözünü daldan-budaktan esirgemeyen bir yaratılıştaydı. Açık sözlüydü. Başına ne geleceğini düşünmeden, bildiğini söylemekten geri durmadı. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gerçeğini de dikkate almadı. Bu yüzden sıkıntılara da düştü. Topluma güvenini öğlesine yitirdi ki:
“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billah öz kardaşımı
Gözlerim ednayı âdemden o rütbe yıldı kim
İstemem ben Fatiha çalmasınlar tek taşımı!”
Haklıymış Şair Eşref, yukarıya aldığım dörtlüğü yazdırdığı mezar taşını bile çaldılar.
Bu toplumu oluşturan kimi bireyler öğlesine yoldan çıktı ki, “Doğruluktan şaşma” diyen Tevfik Fikret’i bile yanıltılar.
Ne diyordu Tevfik Fikret?
“Güzel düşün, iyi hisset/ Yanılma, aldanma/ Ne varsa doğruluktadır/ Doğruluk şaşar sanma”
Yaşadığımız dünyada, kişisel çıkarları, mevkileri, makamları bir yana itmek bahasına da olsa, doğruluktan şaşmamak gerekir.
Çünkü eğrilikle elde edilen nimetlerin hiç biri kalıcı olmamıştır.
Doksan yıla varan ömrümüzde, meşru olmayan yollardan elde edilen servetlerin, üçüncü kuşağa intikal etmediğini gördüm.
Gördüm de üzülmedim mi?
Üzüldüm ama acımadım.
Neden?
Nedenini Şeyh Edebâli diyor:
“Şu üç kişiye, yani; cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene, itibarlı iken itibarını kaybeden acı!”
İşte bu nedenle, hak etmeden elde edilen mevkilerin, makamların, doğrulukla kazanılmamış malların, mülklerin kaybına uğrayanlara üzülür insan ama acımaz.
Acınmayacak başka örnekler de yaşadım bu uzun yaşamımda.
İnşaat işleri yapan bir yakınım Gümüşhane’ye geldi, istihkakını aldı, eve götürmek çok ısrar ettim, gelmedi. “Sen bilirsin” dedim ve ayrıldım.
Sabahleyin gazeteye geldiğimde, akşam eve götüremediğim yakınıma, gece nerde kaldığını sordum.
Hiç sorma, dedi.” Niye sormayayım” dedim. Önemli bir mevkide olan sınıf arkadaşı onu yemeğe götürmüş. İçki almışlar. Sonra da istihkakının tamamını utulmuş. Hem de o yemeğe götürdüğü arkadaşına. Benden para alarak dönmeyi düşünmüş.
Üzüldüm ama bu kafadaki insana ne acıyacaksın?
Tevfik Fikret’in mezar taşını çalan adamla, dostunu, sınıf arkadaşını akşam yemeğine götürüp, içirdikten sonra onu kumar oynatarak tüm parasını elinden alan adam arasında ne fark var?