“Ne bir damla gözyaşı, ne yerde yaslı bir mum”
Herkes gibi, şairler de ölümün aramızdan çekip aldığı, bizi derin üzüntülere saldığı insanlardır. Fakat şairlerin ölümü çok sesli ölümlerdir. Çünkü onların peşinden yürüyen, tabir caizse izlerini takip eden nice sevenleri vardır. Edebiyat tarihçisi ve şair Vasfi Mahir Kocatürk, “Şairin Ölümü” adlı usta işi şiirinde hazin ve loş odalarda ölümü sevmediğini, ‘bir uçurumun bir çiğ sesiyle inlemesi’ gibi ölmeyi arzu ettiğini dile getiriyordu şu dörtlüğünde:
“Ne bir damla gözyaşı, ne yerde yaslı bir mum;
Hazin, loş odalarda ölümü sevmiyorum.
Bir çığ sesiyle nasıl inlerse bir uçurum
Benim öyle verecek kalbim son nefesini…”
Ölüm aslında tebdil-i mekândan öte bir şey değildir.
Ölüm aslında tebdil-i mekândan öte bir şey değildir. Zira bizim inancımıza göre insan ölünce yok olmaz. İslam’da insan için yokluk mevzubahis değildir. Yunus Emre’nin “Ten fanidir can ölmez, çün gitti geri gelmez/Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” dizeleri de bu mutlak gerçeği dile getirerek, ölümün muhatabı olan bizleri ne kadar da rahatlatıyor.
Şairlerin ölümü diğer insanların ölümüne benzemez.
Şairlerin ölümü diğer insanların ölümüne benzemez. Onların ölümü koca bir gedik açar yüreğimizde. Şairin ölümüyle şiir de yara alır. Zira şairler hayatın diriltici soluğudurlar. O soluk kesildi mi yaşam da sekteye uğrar. Şairlerdir bize hayatı sevdiren ve şirin gösteren…
Şairler hayatın ve hissiyatın sözcüleridir.
Şairler hayatın ve hissiyatın sözcüleridir. Düşünüp de söze dökemediğimiz duyguları en iyi onlar ifade ederler. Onlar sıradan kelimelere kanat takıp onları gönül göklerinde uçururlar. Şairler bizim güçlü yanımızdır. Mehmet Emin Yurdakul’un dediği gibi “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,/Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;” Yine Tarancı’nın dediği gibi onlar bahar yeli gibidirler. Onlar gidince şarkılar yarıda kalır. Bütün bahçeler kilitlenir sanki. Bu kilitli bahçeyi açmak da mümkün değildir. Çünkü bu bahçenin anahtarı, kâinatın sahibi olan Allah’tadır. Bizler o bahçenin ardında dövünüp dururuz.
Hayat bir gölge oyunundan ibarettir.
Hayat bir gölge oyunundan ibarettir. Bir varsın, bir yoksun… Fakat yokluk yoktur hayatta. Bizi yokluğa götürdüğünü sandığımız ölüm, aslında ebedî bir hayatın giriş kapısıdır. Bu kapıdan her gün binlerce insan girerek sonsuzluğa yelken açıyor.
Ölüm, dostu dosta kavuşturan sonsuzluk köprüsüdür.
Ölüm, dostu dosta kavuşturan sonsuzluk köprüsüdür. Bu köprüden geçmeyecek bir canlı bile gösteremezsiniz. Zira her canlı doğar, büyür ve ölür. Hayatın kanunudur bu, bunu değiştiremezsiniz. Öyleyse mühim olan, ömrümüzü Hakk ve hakikat dairesinde geçirmektir. Aksi takdirde nefes almak yaşamak anlamına gelmez. Gerçek anlamda yaşamak Hakk dairesinde kalmakla mümkündür. O daireden çıkanlar yaşamıyor, sadece nefes alıyorlar.