enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
32,4034
EURO
34,5163
ALTIN
2.460,86
BIST
9.814,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Parçalı Bulutlu
22°C
Gümüşhane
22°C
Parçalı Bulutlu
Salı Açık
25°C
Çarşamba Az Bulutlu
21°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Az Bulutlu
19°C

Topsuz Tüfeksiz Savaş Yahut Kültürel Çatışma-2

11.03.2024 11:07
0
A+
A-

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde tercih edilen Batılılaşma politikası, o zamanki üst yönetimin devletin kılcal damarlarından halkın idrakine kadar yerleştirmeye çalıştığı bir anlayıştı. Bu, teokratik bir anlayışın hakim olduğu Osmanlı’dan sonra lâik Türkiye’nin başvurduğu yeni ve çetin bir yoldu. Çetinliği bize (Osmanlı’nın bâkiyesine)  uymayan unsurların varlığından kaynaklanıyordu. Bünyesinde çok derin İslâmî unsurlar barındıran Osmanlı’dan sonra, inançlarımıza ve değerlerimize uymayan böyle bir anlayışın (Batılılaşma) benimsenmesi bir kısım sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Kültürel kaosa kapı aralamıştır.

Cumhuriyet döneminde (özellikle 1980 yıllarına kadar) Batı müziği, sinema, çağdaş tiyatro, opera ve bale gibi Batı menşeli sanat dalları baş tacı edilirken İslâmî unsurlar taşıyan sanatların gözden çıkarılması, devlet bütçesinden destek görememesi beraberinde kültürel kutuplaşmayı getirmiştir. Buna devletin gücünü elinde tutan iktidarların çanak tutması, bir anlamda kültürler arasında taraf tutulması (birinin alaşağı edilip diğerinin yukarıda tutulması) eklenince kültürel çatışmaların fitilinin ateşlenmesi hiç de gecikmemiştir. Bu aslında mevcut iktidarlardan çok, onları bir maşa olarak kullanan ABD’nin ve Avrupa’nın sinsi oyunudur. Zira Türkiye’deki kutuplaşmadan, birlik ve beraberliğin yara almasından en çok nemalanacak olanlar onlardır. Bu şeytanca plan sadece Cumhuriyet döneminde değil Osmanlı Dönemi’nde de sahneye konulmuştur. Fakat devlet güçlü olunca istedikleri planı gerçekleştirememişlerdir.

Alt kültür, üst kültür, egemen kültür ve halk kültürü kavramları başta geri kalmış ülkeler olmak üzere, bütün dünyada kendini gösteren bir çeşit kültür savaşlarıdır. Bu savaşlarda oyun kurucu (bir başka ifadeyle ortalığı karıştırıcı) hep ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin başını çektiği egemen kültürler olmuştur. Söz konusu egemen kültürün hâmileri uzun yıllardan beri bu konuda ciddi yatırım ve harcamalar gerçekleştirmişlerdir.

Bizi millet hâlinde, birlik içinde tutan değerlere dört elle sarılmalıyız.

Kültürel değerlerin yozlaşmaya uğraması bizi biz yapan ve bize kimlik kazandıran değerlerin başında gelen dilin, dinin, ahlakî değerlerin, örf ve adetlerin yozlaşmaya uğraması demektir. Bu değerler bizi millet olarak ayakta tutan, birlik ve beraberliğimizi güçlendiren güçlü unsurlardır. Bunlar ortadan kalkınca çözülme başlar, neticede millet olarak uzun süre ayakta kalamayız. Onun içindir ki bizi millet hâline getiren bu değerlere dört elle sarılmalıyız.

Kültürel yozlaşma öncelikle ve özellikle hızlı şehirleşmenin meydana getirdiği kötü bir sonuçtur. Bu; sanıldığından daha eski, insanların iş bulma imkânlarının çokluğu nedeniyle şehirlere doluştuğu sanayi devrimiyle başlayan ve hızla devam eden  bir sosyal vakadır.

Daha çok siyasî ve ekonomik açıdan daha gerilerde bulunan toplumlarda karşımıza çıkan kültür yozlaşması, kültürel sığlıkları ve yüzeysel bakış açılarını da beraberinde getirir.

Kültürel yozlaşma aidiyet duygusuna darbe vurarak yabancılaşmayı da beraberinde getirir. Nihayetinde toplumsal bağların koparılması neticesini doğurur. Bu, sanayi devrimi ve büyük makine sanayisinin kurulmasına dayanan kapitalist toplumlarda daha sık görülür.

Kültürel yozlaşmanın en etkili vasıtası, günümüzde her evin baş köşesinde yer alan televizyondur. Televizyondaki programlar (diziler, filmler, belgeseller, açık oturumlar, tartışmalar )  içeriği ne olursa olsun, izleyicileri etkilemekte ve yönlendirmektedir. Bu etkiler ve yönlendirmeler zamanla kültürel bozulmalara (dejenerasyona) yol açmaktadır.

“Kendinden başkası olma (başkasına dönüşme)” diye nitelendirebileceğimiz yabancılaşma çok boyutlu bir kavramdır. Aydın yabancılaşması, kadının yabancılaşması, siyasette yabancılaşma, bilimde ve dinde yabancılaşma gibi farklı yabancılaşma çeşitleri mevcuttur. Değişimin, özellikle hızlı ve plansız değişimin olduğu yerde yabancılaşma kaçınılmazdır. Yani değişim yabancılaşmayı beraberinde getirir. Fakat burada değişimin boyutu, hızı, olumlu veya olumsuz yanları yabancılaşmanın rengini ve etkisini belirler.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.