Doğamızın düzlükleri var, yokuşları, yenişleri var. Ne sürekli düz, ne sürekli yokuş.
İnsan denen varlıklar da öyle. Hareketlilikleri var, durgunlukları var, sevinçleri var, acıları var.
Ruh bilimci bir bilim adamı; ”Hiç bir acı, insanoğlunun dayanma gücünü aşacak nitelikte değildir” diyor.
Çünkü anamızı kaybediyoruz babamızı kaybediyoruz, eşimizi, çocuklarımızı, yakınlarımızı, dostlarımız kaybediyoruz. Aklı-karalı yine de yaşamaya devam ediyoruz. Başka ne yapabiliriz ki?
Değerli şairimiz Nurettin Özdemir bir şiirinde:
“El âlem bilmezse de
Sen iyi bilirsin ki,
Bu küçücük yürekte
Ben de bir dert taşırım
Bir dert düşmandan uzak,
Bir dert Allaha yakın
Bir dert ki, kömür gözlüm
Ne haldeyim gör beni”
Değerli dostumuz Üniversite akademisyenlerinden Necati Yılmaz eşini kaybetti. Üç günü aşkın süreden beri benim de aralarında olduğum tüm dostları, acılarını paylaşmak için bir aradayız.
Unutulur mu büyük acılar?
Elbette unutulmaz ama belki biraz küllenir.
Aynı acıyı; bu satırların yazıldığı tarihte geçen 17 ay, 11 gün önce ben de yaşadım.
Unuttum mu?
Kesinlikle unutmadım. Necati Yılmaz dostumuz da unutmayacak ama yaşayacak. Çünkü hayat devam ediyor. Çocukları var, torunları var, yakınları var. Dostları var. Sevgisini onlarda arayacak.
Bulabilir mi?
Ucunu boş bırakıyorum.
Hele bizim gibi, 90 yaşınıza merdiven dayayın, göreceksiniz ki, duranlarla yaşamaktan çok, kaybettiklerinize ulaşma arzusu ağır basacak.
Başınız sağ olsun Necati Bey. Allah size; kalan ömrünüzü, çocuklarınız, torunlarınız, dost ve yakınlarınızla birlikte sağlıklı yaşama isteği versin.
Çünkü Cahit Sıtkı’nın dediği gibi; “Aldığını geri vermez dalgalar”
Başka ne diyeyim!