Her yurttaş, gençlik yıllarda, şiir yazmaya özenir. Ama şairlik doğuştandır. Doğuşta şairlik yeteneği varsa, zaman içinde geliştirilebilir. Ama şairlik yeteneği yoksa, ne çok okuyarak şair olunabilir insan, ne de gençlik hevesiyle.
Belki yeteneği v ardır, belki yöremizde şiir yazanların şiirlerini yayınlarsak özendirmiş oluruz diye düşünmüştüm.
Şairliği, ülke çapında tescil edilmiş olan değerli hemşerimiz Nurettin Özdemir, bir gün bana; “Gazeteye arada bir şiir de koy” dedi. Gerçekte gazetenin her sayısında şiir vardı. O zaman Özdemir niye böyle dedi?
Anladım ki, Özdemir ağabeyimiz, gazetede çıkan şiirleri, şiir olarak kabul etmiyordu.
Yazdığı şiirlerde, bir sözcüğün yerine oturmadığını gören gerçek şairler, o sözcük aklına gelinceye kadar, o şiirini toplumun önüne sürmez. Kimi kez yıllar geçebilir.
Şiirimizin büyük ustalarından Yahya Kemal Beyatlı, “Rintlerin Ölümü” başlıklı şiirinde; “Ve siyah serviler altında yatan kabrinde” dizesinde geçen “Siyah” sözcünü beğenmemiş. Şiiri bir kenara koymuş. Şiiri 6 yıl bekletmiş. Altı yıldan sonra aklına “Serin” sözcüğü gelmiş “Şimdi oldu” demiş ve şiiri yayınlamış.
Bu örneği, yazdıklarının şiir olduğunu sananlara çok anlatmışımdır.
İmzalı yazılarda da, haberlerde de güzellikleri kim yayınlamak istemez?
Ama güzel olmayanları yazarken de karşı çıkanlar oluyor.
Bir süre önce parlamentoda, emekli aylıklarının en az 25 bin liraya çıkarılmasını talep eden milletvekiline gülenler olmuş. Bu konuyu ülke genelinde, hatta Gümüşhane merkez ilçedeki yerel gazetelerimizde eleştiren çıktı.
Haksız mıydılar?
Niye gülüyorsunuz?
Açlık sınırı 25 bin liraya çıkmış. Emekli aylıkları niye 25 bin lira olmasın. Emekli aylıkları 25 bin lira olsun diyene gülünecek ne v ar?
Bu haksızlığı yazanlara da kızıyorlar; Hiç mi güzel şeyler olmuyor ülkemizde?” diyerek.
Herkesin kabul edeceği güzellikleri söyleyin, yazılmazsa o zaman kızın.
Şiirle ilgili örneği de bunun için verdim ve yazıya o nedenle o örnekle başladım.