Duygu; Türkçe bir sözcüktür. Mantık ise, Arapçadan dilimize giren bir sözcüktür. Olaylara duygusal bir açıdan bakarsanız, olayları algılarken ya da yorumlarken, çoğu kez işin içine kişisel duygular karışır. O zaman gerçeklerden uzaklaşırsınız.
Mantığın, pek çok tarifi vardır. Kısaca; doğruları kabullenen kuralları ortaya koyan bir bilim dalı diyebilirsiniz.
Bir iki gün önce bir haber dinledim televizyonda. Bir kadın, çocuğunu döven bir başka çocuğu arabasıyla ezmiş. Bu olay gerçekse, kadın mantığı bir kenara bırakmış ve tamamen duygularıyla hareket etmiş. Her anne elbette çocuğunu esirger, bir zarar gelmesini istemez. Ama zarar verdiği bir başka çocuğun annesini de düşünmek gerekir.
Yaşam boyu, ister kurallı ilişkilerde, ister özel ilişkilerde yaptığımız yanlışların tümü, mantıktan uzaklaşmamız ve duygularımızı ön plana çıkarmamız yüzündendir.
Gazetemizde yazan bir genç hanımefendi de, gönül ile mantık arasındaki kararsızlık konusuna değinmişti. Gönlüm şunu istiyor, mantığım böyle diyar gibi bir ifade. Herkes değerli genç hanımefendinin söylediği gibi, düşündüğü hareket eder zaman, zaman. Bir başka ifadeyle, mantıkla duygu arasında bocaladığı olur.
Gençlerin tümü değil, kimisi duygularıyla, yaşlıların da tümü değil kimileri mantıklarıyla hareket eder.
Doğru olan mantıktır. Ama duyguları da tümden kaldırıp atamazsınız. Bütün sorun, mantıkla duygu arasındaki inceliği, farkı sezmekten ibarettir.
O zaman ne yapabiliriz?
Aklın yolunu seçeriz. Mantık ta akıl yolunu izleyeceği için, aklın yolunu seçmenin daha doğru olacağı sonucu çıkar ortaya.
1960’ların başlarında yine Duygu ve Mantık başlığı altında bir yazı yazmışım. O yazıda bir başka konuyu işlemişim. Birbirini seven iki gençten söz etmişim. Genç olan kız duygularıyla, genç olan erkek te mantığıyla hareket ediyormuş. Dostlukları uzun sürmemiş. Duygu da yalnız kalmış mantıkta. Kusuru ya da doğruyu hangisinde aramak gerektiği konusunda bir karara varmamışım.
Ne demeli?
Yerine göre duygu, yerine göre mantık demeli.