2023 Yılı Şubat ayının 6’sında meydana gelen ve 11 ilimizi büyük ölçüde yerle bir eden deprem, bugün birinci yılını doldurdu.
Şu gerçeği kabul etmemiz gerekir ki, ülkemiz dün de depreme hazırlıklı değildi, bugün de değil.
O nedenle, Hükümet yetkilileri, anında olmasa da, biraz gecikerek depremin harap ettiği 11 ilimize ulaştı. Depremden geride kalanların yaralarını bir an önce saracaklarını, evlerini kaybedenlere bir yıl içinde evler yaparak, içine girmelerinin sağlanacağını söylediler. Depremzedelere söylenmesi gereken de bu idi.
Ne var ki, devletimizin gücü, depremzedelerin büyük çoğunluğunun (bina olarak) yüzlerini güldürmeğe yetmedi.
Bırakın evlerini kaybedenlere bina yapıp vermeği, geçtiğimiz bir yıl içinde, yıkılan binaların enkazları bile kaldırılamadı.
Kimilerine verilen çadırlar ve konteynerler, kışın soğuğundan ve yağan kar ve yağmurlardan felaketzedeleri koruyamadı. Bazı ailelerden ayakta kalanlar, kaybettikleri canların cesetlerine bile ulaşamadı. 11 ilde, kaç bina tamamen yıkıldı, kaç bina ağır hasarlı, kaç bina az hazırlı, kaç kişi yaşamını yitirdi, kaç kişinin cesedi bulundu, ne kadarının cesedi bile bulamadı, kesinlikle belli değil.
Amacımız, bu yazımızla birilerini az kusurlu, birilerini ağır kusurlu bulup ortaya çıkarmak değil. Az ya da çok kusurlu bulsak ne olacak ne olacak? On binlerce yurttaşımıza mezar olan binaları yapanların kimlikleri, kişilikleri bile noksansız ortaya konamadı.
1999 yılında Marmara bölgesinde meydana gelen depremlerde, yurt içinden ve yurt dışından büyük yardımlar gelmişti. O gülerde gazetemizi teşrif eden valimiz Sayın Mustafa Çetin, yardımların çokluğunu ileri süren bir konuğumuza; “Ne yardımların çokluğundan söz ediyorsun? Bu ülke 30 yılda bu ağır yükün altından kalkamaz” demişti.
Maddi olanakları sınırlı olan, hatta hiç olmayan vatandaşlar bir yana, devletten aldıkları ihalelerle zengin olanlar ve diğer varlıklılar bile, varlıkları oranında destek olmadılar.
Ağır kış şartları da, felaketzedelerin imdadına koşulmasına yeteri kadar fırsat vermedi.
Bu olumsuzlukları bir mazeret için söylemiyorum. Devlet, doğal afetler karşısında, dışardan gelecek her türlü tecavüze karşı; kadrolarıyla, acı günlerde kullanacağı maddi olanaklarıyla, makine ve teçhizatıyla, her an ve sürekli olarak hazır olmak durumundadır. Devlet olmanın en önemli vasfı budur.
Bugünden sonra bile, önce devlet, olarak, sonra da bu devletin vatandaşları olarak yapacaklarımız vardır.
Her şeyi devlet yapsın deyip geri duramayız. 11 kentimizde, bu kentlere bağlı ilçelerimizde ve köylerimizde yardım bekleyenlerin imdadına koşmak bir insanlık borcudur.
Her vatandaş, biz bu insanlık borcumuzu ne ölçüde yaptüık diye kendine sormalıdır.