Gün geçmiyor ki kıymetli bir dostun ölümünü haber almayalım.
Gün geçmiyor ki kıymetli bir dostun ölümünü haber almayalım, ölümün hüzün sağanağına tutulmayalım. Hayatın bu doğal akışında ölüm hiç kimseyi ıskalamıyor ne yazık ki. Halk tabiriyle söylemek gerekirse kara haber tez duyuluyor. O acı haberler ki hayatın tadını tuzunu kaçırıyor, bizi derin üzüntülere sevk ediyor. Dünya lezzetlerini acılaştıran ölüm, hayat var oldukça hep var olacak, o acı ve hüzünlü yüzünü yaşayanlara hep gösterecektir. Çünkü o, lezzetleri acılaştırandır. Her ne kadar ahiret hayatına inanmış, Hakk’a teslim olmuş olsak da ölümün yüzü acıdır. O ki yaptıklarımızın hesabını vereceğimizi lisan-ı hâliyle hatırlatandır. Bir dostla dünya hayatı süresince bir daha görüşemeyecek olmak, keyifleri kaçırır, bizi yalnızlaştırır, hatıraların ormanında yolumuzu kaybetmemize sebep olabilir.
Ölüm, ibret ve nasihat için yeterli olsa da, bunları alabilmek için şuurlu olmak gerekir. İlk insandan son insana kadar, hayat var oldukça ölüm, yaşarken ayağımızı denk almamız gerektiğini, sonunda hesap vereceğimizi kulağımıza her daim fısıldayacaktır. O; yeryüzüne gönderilen hiçbir canlının ebedî olmadığı, nefeslerin sayılı olduğu gerçeğini, dünya gurbetinden bir gün sıla yurduna göçeceğimizi hatırlatacaktır. Dün böyleydi, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır. Ölümsüzlüğün kapısı olan ölüm, kıyamete kadar ölmeyecektir. Bunu bilerek ve gereğini yaparak yaşayan basiretli insanlara selâm olsun!
Hayat her geçen gün bir yerlere evrilip duruyor. Kimileri doğarken, kimileri dünya sürgününü tamamlayıp âlem-i ebediye göç ediyor. Bu değişim ve dönüşüm baş döndürücü bir hızla yaşanıyor. Bizler bunu pek fark edemesek de gidenlerin bıraktığı boşluk zamanla kendini belli ediyor. Bu doğal süreçte gidenlerin bıraktığı derin boşluk bir türlü dolmuyor.
Bir yıldız daha kaydı edebiyat semasından yahut Ali Haydar Haksal’ın ebedî göçü
Ölüme dair bu uzun girizgâhı yapmamın nedeni yine gıyaben tanıdığımız edebî ve ebedî bir dostun; kıymetli şair ve yazar Ali Haydar Haksal’ın dünya hayatının perdesini kapatıp ahiret yurduna göç edişidir. Yani sizin anlayacağınız, bir yıldız daha kaydı edebiyat semasından. Gönül göklerindeki yıldızlar ve onların kalplerdeki yansıması olan yaldızlar her geçen gün azalıyor. Onlar azaldıkça da karanlıkta kalma riskiyle burun buruna geliyoruz.
Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören ve 28 Ağustos 2026 tarihinde uzun senelerden beri ikamet etmekte olduğu İstanbul’da, tedavi gördüğü hastanede vefat eden, Milli Gazete yazarı ve Yedi İklim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni şair ve yazar Ali Haydar Haksal, 29 Ağustos’ta Üsküdar’daki Şakirin Camii’nde düzenlenen cenaze törenin ardından son yolculuğuna uğurlandı. Merhum Haksal, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
1951’de Bingöl’ün Yayladere ilçesine bağlı Hasköy’de dünyaya gelen Ali Haydar Haksal, Fatma Hanım ile eğitmen Mustafa Celalettin Haksal’ın oğluydu. Müderris İsmail Hakkı Efendi’nin torunuydu. İlkokulu, üçüncü sınıf dâhil, babasının yanında okudu. 1960’ta babasını kaybetti. 1975’te Elâzığ İmam Hatip Lisesi’ni bitirmişti. Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1979’da mezun olmuştu. Burada Prof. Dr. Orhan Okay’ın rahle-i tedrisinden geçme şansına sahip olmuştu. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “Kur’an-ı Kerim’de Güzel Kavramı” başlıklı yüksek lisans tezini hazırlayan Haksal, lise yıllarında başladığı yazı çalışmalarını farklı gazete ve dergilerde sürdürmekteydi. Türk edebiyatının öykü, deneme ve inceleme alanlarında eserler vermişti.
Öykü çalışmalarına lise yıllarında başlayan, ilk öyküsü “Tıkırtı” 1975’te Milli Gazete’de yayımlanan Ali Haydar Haksal, Mavera, Yönelişler, Yeni Devir, Milli Gazete ve Yedi İklim başta olmak üzere, çok sayıda süreli yayında birbirinden kıymetli yazılar kaleme almıştı. Vaktiyle Fazilet Partisi ilçe başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan danışmanlığı görevlerinde bulunmuştu. Merhum Haksal, evli ve beş çocuk babasıydı.