1955-1967 yılları arasında kamuda çalıştım. Sorumlu sayman olarak, kamu alacaklarının tahsili için icraya başvurduğumuz da oldu. Ancak, borçlu kuruma ya da kişilere birkaç kez resmi yazıyla borçlarını ödemeleri için duyurular yaptık. Özel olarak ricalarda bulunduk, süre verdik. Aradan uzun zaman geçti. Sonuç alamayınca resmi işlemleri yürütme zarureti doğdu.
Belediyelerin Sigorta pirim borçları için Sosyal Güvenlik Kurumu ile Belediyeler arasında diyalog yoluyla sorun çözülebilir. Sosyal Güvenlik Kurumu ile görüşülebilir. Kurumun alacakları bir takvime bağlanır. Kurum da sıkıntıya düşmez, belediyeler de.
Sözlü ve yazılı basından izlediğim kadarıyla, görüyoruz ki, Belediyelerin şirketlerine ait bankalardaki alacaklarına el konulmuş. El konulan paralar içinde çalışanların ücretleri de var.
Ne olacak bu durumda?
Çalışanlar ücretlerini alamayacak.
Başka?
Belediyeler, ihtiyaçlı öğrencilere burs veriyor, veremeyecekler.
Belediyeler, geçim zorluğu çeken ailelere destek veriyor, veremeyecekler.
Belediyeler, kreşler açarak, çalışan kadınların çocuklarını güven içinde kreşlere bırakmalarına zemin hazırlıyor, kreşte açamayacaklar, kadınlar da çalışamayacak ve sıkıntıya düşecekler.
Belediyeler, halk ekmek büroları açıyor, ihtiyaçlı insanlar uzun kuyruklara girerek ucuz ekmek alıyor, alamayacaklar.
Belediyeler semt lokantaları açıyor, açamayacak, fakir fukara da az bir ücretle karınlarını doyuramayacaklar.
Belediyelerin halk için yaptıkları sosyal hizmetlerin hiç birisi yapılamayacak.
Kim sıkıntıya düşecek?
Türk halkı.
Denebilir ki; “Biz Belediyeleri zor duruma düşürerek görev yapamaz konuma getirirsek, önümüzdeki seçimlerde, halk o belediye Başkanlarına oy vermez!”
Bu sav tutmaz.
- yüzyılın halkı sıkıntının nereden kaynaklandığını bilir. Çünkü halkın eğitimi yükselmiş olayların ve sorunların nerelerden kaynaklandığını fark edecek seviyeye gelmiştir.
Belediyeleri sıkıntıya sokmak Belediye Başkanlarını değil, halkı olumsuz etkiler.
Söylediklerimi ister dikkate alın, ister almayın
Karar sizin.