Bazı kişiler, temsil ettikleri sıfatları ön plana çıkararak, adlarını duyurmak isterler. Oysa kişiler değil, kişilerin ortaya koyduğu eserler konuşulmalı. Eserlerin; bireyleri ve toplumları ilgilendiren, kişilere ve toplumlara yön verebilecek bir yanı varsa, eserlerle birlikte, eserleri ortaya koyanlar da konuşulur.
Âşık Veysel, Neyzen Tevfik’in ölümü üzerine yazdığı bir şiirde:
“İnsanlar fanidir, eserler baki” Diyordu.
Örnek mi istiyorsunuz?
Servantes, “Donkişot”u yazdı. Servantes’i anımsayan azdır ama Donkişot’u okuyan herkesin belleğinde kalmıştır.
Bireyler ortaya bir şeyler koyabilmişlerse, hiç kuşku duymasınlar, kolay kolay unutulmazlar.
Ahir zaman Peygamberini unutanlar var mı?
1881 ile 1938 yılları arasında yaşayan Büyük insan, Büyük asker, Büyük devrimci ve Büyük Devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ü, yalnız bizde değil, bütün dünyada unutanlar var mı?
Unutmayı bırakın, unutturmaya çalışanlar ve biz de. Çabaları boşuna. Kendileri unutulacaklar ama Atatürk tarih durdukça duracak.
58 yıla yaklaşan gazetecilik yaşamımızda; alt alta ya da yan yana sıraladıkları sözcük kalabalığını ŞİİR zannedenler çıkardı. Onlar unutuldu gitti. Şinasi Özdenoğlu, Nurettin Özdemir, Sabahattin Kömürcüoğlu, Akif Timurhan, Talat Ülker, Hışır Osman (Osman Nebioğlu) ve daha niceleri, Gümüşhaneli şairler olarak şiirler yazdı
Unutuldu mu?
Unutulmadı ve unutulmayacak. O saydıklarımın hiçbiri, isimlerinin kalıcı olması konusunda bir çabanın içine girmedi. Çünkü yazdıkları şiirler onları anımsatmaya yetecek nitelikte.
Sonra, çok güzel bir deyim vardır halk arasında, denir ki; “Sen bir iyilik yap da, at deryaya. Balık bilmezse, Halik bilir”
Şiir mi, yazıyorsun, nesir mi yazıyorsun, makale mi yazıyorsun, başka bir eser mi yapıyorsun, yazdıkların ya da yaptıkların için hatırlanma kaygısı taşıma.
Bu vatan için, bu topraklar için canlarını veren milyonlarca şehidimizden kaçının adını biliyoruz?
Ama dualarımız o adlarını bilmediğimiz şehitler için değil mi?
Eserler, onları kalıcı kılanları anımsatır. Kaygı duymaya gerek yok.