Başlıktaki bu iki sözcük yan yana olmamalı.
Neden?
Basınının olduğu yerde sansür, sansürün olduğu yerde basın olmaz. Açıkçası; ikisi bir arada yürümez.
Bugün 24 Temmuz. Basından Sansürün kaldırılmasının 116. Yıldönümüdür. 24 Temmuz 1908 de Gazete ve dergilerdeki sansür ortadan kaldırılmış ve gazeteciler düşünceleri daha özgür bir ortamda ifade etmek olanağını bulmuşlardır.
Sansür; bilindiği gibi Latinceden dilimize girmiştir. Kontrol altında tutmak, gölgelemek,
yok saymak ve kapatmak anlamlarında kullanılmaktadır.
Gazeteciler düşüncelerini, hiçbir etki altından kalmadan istediklerini, istedikleri tarzda yazabilseler de, yasal bir sorumluluk altına sokulmamış olsalar da, başka etkenler de vardır sansürün dışında.
Ne gibi?
Kuşakkaya Gazetesini yayına soktuğumuz tarihte, gazeteler 5 kuruşluk pulla gönderiliyordu. Devlete ait kâğıt fabrikalarından gazetelere kâğıt piyasadan daha ucuz bir fiyata veriliyordu.
Şimdi Devletin elinde Kâğıt fabrikası yok. Hepsi satıldı. Kâğıt üretenler varsa da gazetelere ucuz vermiyorlar. Ülkemizde yayınlanan tüm gazete ve dergiler dış ülkelerden dolar karşılığı gelen kâğıdı pahalıya alıyorlar. Yalnız kâğıt değil, tüm matbaa malzemeleri de dış ülkelerden geliyor.
Bu yüzden, Anadolu’da yayınlanan gazeteler birer birer kapanıyor.
Anadolu gazeteleri için en büyük gelir kaynağı resmi ilanlardır. İl ve ilçelerde gazetelerin sayısı da artınca resmi ilanlar da yetmemeğe başladı.
Bu koşullar altında gazete çıkarmak güçleşti. Güç-bela çıkarabilenler de yine de; acaba şöyle yazarsak şöyle mi olur, böyle yazarsak böyle mi olur düşüncesinden kurtulamıyorlar.
O nedenle, her ne kadar 1908 yılında basından sansür kaldırılmış olsa da yine de sansür başka biçimlerde demoklesin kılıcı gibi gazetelerin başında sallanmaktadır.
Gazetecilik nerede, basın bayramı nerede…