Tarım politikalarımızın yanlışlığı konusunda da pek çok yazı yazdım. Hatta Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, tarım politikaları konusunda verdiği çabayı dile getiren bir yazı da yazmıştım bir süre önce.
Türkiye bir tarım ülkesidir. Konya kadar toprağı olan Hollanda, komşu ülkelere tarım ürünleri satıyor. Bizim, uzak-yakın pek çok ülkeden, buğday, saman ve daha pek çok tarım ürünü aldığımızı biliyoruz. Bu durum, üzerinde durulacak, daha ağırını söyleyelim utanılacak bir durumdur.
Çok değil, 1950’lere, 60’lara kadar, dünyada, tarım alanında, kendine yeten bir ülke olduğumuzu okulların ders kitaplarında da yazıyorduk.
Ne oldu da, tarım ülkesi olmaktan çıktık?
Çiftçilerimizi desteklemedik. Tarım girdilerinin fiyatını artırdıkça artırdık. Çiftçi emeğinin karşılığını alamadı.
Köy okullarını (Öğrenci azlığı nedeniyle) kapattık. Zamanında köylere; okul, yol, sulama ve içme suyu, elektrik götüremedik. Hidro Elektrik Santralı yapmak bahanesiyle, köylerdeki küçük dereleri kuruttuk. Sonuç olarak, köylüyü köyünden tedirgin etmek için ne gerekiyorsa yaptık. Köyler boşaldı. Kalanları da desteklemedik.
Şimdi, çok önemli tarım ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Özellikle buğday aldığımız ülkeler, bize buğday satmazlarsa aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenle, tarım politikalarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Tarımla uğraşan çiftçiyi desteklemek zorundayız.
Tarım Kredi Kooperatifler bir destek gibi görünüyordu. Onlar da işi siyasete döktü, ticarete döktü. Onlar da çitçinin canına okumaya başladı. Ziraatı desteklemek amacıyla kurulan Ziraat Bankası, çiftçiye verdiği kredinin zamanında geri dönüşü olmadığı için, elinden traktörünü, tarlasını almaya başladı. Siyasi iktidar da buna göz yumdu, bir kolaylık gösterilmedi.
İşte bu yüzden tarımımız sizlere ömür ölmek üzere.