Bilirsiniz, halk arasında, “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” diye bir deyim vardır.
Rahmetli Süleyman Demirel de, boş tencerenin seçim kaybettireceğini söylerdi.
“Aç karın, yüksek nalın” gibi sözler de vardır.
Ülkemizde Pazar artıklarını toplamak zorunda bırakılan insanların olduğunu da biliyoruz.
Şimdi anlaşılıyor ki, aç kalmak da, aç bırakılmak da, boş tencere de sonuç vermiyor.
Ne için yazıyorum bunları?
Öncesinde 7 bin liranın altında maaş alan SSK ve Bağ Kur emeklilerinin maaşlarına hiçbir zam vermediler. Onlar aldıkları 7.500.00 lira maaşlarla açlığa mahkûm edildiler. Çünkü bu maaşlar açlık sınırının altında.
Ne Sayın Devlet Bahçelinin bu konudaki beyanları sonucu değiştirdi, ne de Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekillerinin bir etkisi oldu!
Son yazılarımızın üçünü de geçim konusuna, geçinebilmek için verilmesi gereken aylıklar konusuna ayırmıştım. Bugünkü yazım da aynı doğrultuda.
“Hani; “Tok acın halinden alamaz” deyimi vardır ya. Gerçekten anlamıyorlar. Belki de anlıyorlar ama seslerini çıkarmak işlerine gelmiyor.
Mehmet Şimşek’i, Merkez Bankası Başkanı ile birlikte, neredeyse kurtarıcı olarak işbaşına getirdiler ya, onlar da karşılığı olmayan devlet bütçesinden pay ayırma yönüne gitmek istemediler.
Demek ki, SSK ve Bağ Kur emeklilerinin açlığa mahkûm edilmeleri, yani aydan 7.500.00 lira maaş almaları onların da umurunda değil.
Diğer milletvekili ve bakanlar gibi, onlar da 80 bin TL ile 100.000.00 TL maaş alıyorlar ya, açlığa mahkûm ettiklerini düşünmüyorlar bile.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bir takım insanların, aç karına bir “Padişahım çok yaşa” diye bağırttıklarını dinler ya da okur öğrenirdik.
Belli ki, şimdiki halk ta onlardan farklı düşünmüyor.
İçim acıdığı için yazıyorum. 7.500.00 lira ile geçinebilmenin imkânsız olduğunu biliyorum.
O zaman, halkın çoğu açlığa rıza gösteriyorsa, ona göre hareket ediyorsa, “Sana ne oluyor?” diyebilenler çıkabilir.
Biz yine doğru bildiğimizi yazıp söyleyelim de, kim ne derse desin!