Aralarında Yunanistan’ın Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın, Rusya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin bulunduğu pek çok ülke, Türkiye’den bina aldı, arsa aldı, işyeri aldı, alıyor.
Alamaz mı?
Alır.
Niye alır?
Bizim vatandaşlarımız da pek çok ülkeden yer alıyor, cami yapıyor, işyeri alıp ticarethane işletiyor.
Ne var ki, buna bir sınır getirmesi gerekir.
Neden?
İsteyen yabancı uyruklular, istekleri yerlerde, istedikleri kadar yer alırlarsa, belli bir zaman içinde, biz öz vatanımızda azınlığa mı düşeceğiz?
Bir başka sorun da, parayı bastıran vatandaşlığa geçirilmesidir.
Bu da yanlıştır.
Ülkemizden, yabancı uyruklular para ile vatandaşlığa geçerse, tek başına değil de birkaç aile birden geçtiğinde, onlar Türkçeyi öğrenip konuşma gereksinimi duymayabilirler. Kendi dillerini kullanacaklar. Türkçeyi de yalnızca ihtiyaçlarını anlatacak kadar öğrenirlerse, onlara yeter.
Oysa millet olmanın en önemli koşullarından birisi, dil birliğidir. Diğer unsurlar, din birliği, gelenek ve görenekler gibi özellikler sıralanır.
Yabancıları ülkemize doldurduğumuz zaman, ortada ne dil birliği kalır, ne den birliği ne de öteki unsurlar. Çünkü ülkeleri ayakta tutan unsurlar bunlardır.
O nedenle diyoruz ki, ülkemizde yer edinmek isteyen yabancı uyruklulara bir sınır getirilmelidir.
Yani?
Parası olan herkese vatandaşlık verilmemeli.
Her yabancı uyrukla, ülkemizde dilediği kadar, ev, işyeri, arsa, tarla almamalıdır.
Hatay’ın civ arlarında, Suriyelilerin ne kadar yer aldığını biliyor muyuz?
Bırakın Suriyelilerin Hatay’ın civarlarında yer almalarını, Hatay kentimiz Suriyelilerle dolup taştı. Hatay Belediye Başkanının bu konudaki sızlanmalarını sözlü ve yazılı basından izlemiyor musunuz?
Suriyelilerin Hataya dolması, Hatay çevrelerinden yer almaları boşana mı?
Bu konularda, ülke olarak daha tedbirli davranmak zorundayız.
Bu ülke; binlerce yıldır içinde yaşayan ve aynı ırktan, aynı soydan gelenlerindir.
Bizler konuk severiz ama, konuk olarak kalır v e bir süre çekip giderlerse.