Önce, Alexander Graham Bell ve Charles Sumner Tainter tarafından 1880 yılında (Bir başka kayda göre 1876 yılında) geliştirildi.
Telefonun cep telefonuna dönüştürülmesi ise, Martin Cooper tarafından sağlandı.
Telefonu icat edenler, geliştirenler, özellikle ülkemizde, insan yaşamının zaman olarak 3’de 2’sini kapsadığını görselerdi, ne derlerdi acaba?
İnsanları, özellikle de gençlerin yeni bir buluşa yönelmelerinin, onu kullanmaya başlamalarının yadırganacak bir yönü yok elbette. Ama yaşamın büyük bir bölümünün buna harcanması doğru mudur sizce?
Dikkat edin, yolda karşılaştığınız insanları çoğunun sürekli olarak ya elinde ya da kulağında telefonlar. Ne konuşurlar, bu kadar zamanı telefon için nasıl ve niye harcarlar, anlaşılması kolay değil.
Gençler, telefona yeni kavuşmuşlarsa, bir şey diyemem. Heveslerini almaları gerekir. Sürekli öğrenme halinde iseler, bilgilerini, görgülerini geliştiriyorlarsa onu da kabul ederim. Ama halkın deyimi ile kazın ayağı öyle değil.
Ne yapıyorlar o zaman telefonla?
Daha sık bir arada olamadıklarıyla, telefonla buluşarak, görüşerek, konuşarak bir arada oluyorlar. Bir de, yüz yüze söyleyemediklerini telefonla söylüyorlar. Gençler, sevdikleriyle konuştuklarının dörtte biri kadar anne ve babalarıyla konuşsalar, onu da hoş göreceğiz.
Bizim gençlik yıllarımızda cep telefonları icat edilmiş olsaydı, bugünkü gençlerin yaptıklarını biz de yapmaz mıydık?
Onu da şu anda düşünemiyorum.
Şu kadarını biliyorum ki, gençlerin de, orta yaşlılardın da, yaşlıların da, telefondan daha çok zaman ayırmaları gereken konular vardır.
Öğrenci iseler, ders çalışmaya daha çok zaman ayırabilirler. Ticaretle uğraşıyorlarsa, işlerine daha çok kafa yorabilirler. Orta yaşlı ya da yaşlı iseler, kitap okuyabilir, yeni yeni şeyler öğrenebilirler.
Telefon konuşmaları, sosyal ilişkileri de büyük oranda ortadan kaldırıyor. İnsanlar bu telefonlar yüzünden toplu olarak değil, bireysel yaşıyor.
Telefona olan tutkunlukları anlarız ama telefon tutkunluğunu hastalık ölçüsüne vardırmamalıdır. Her şeyi tadında bırakmalıdır.