Balkanlardaki Türklerin samimi bir çalışma organı olan Yücel Teşkilâtı bir kısım zaruretler sonucu doğmuştu. Teşkilâtın kurulmasını sağlayan en önemli gelişmelerden birisi Vardar Makedonyası’nın Alman müttefiklerinden Bulgarlara verilmesi olmuştu. II. Dünya Savaşı yıllarında Üsküp üç yıl boyunca Bulgarların yönetimindeydi. Bulgarlardan gelebilecek düşmanca tutumları tahmin edebilen Makedonyalı Türk gençleri buna karşı bir tepki mekanizması geliştirerek Yücel’i 1941 yılında kurmuşlardı. Toplamda beş yüz kişinin üyesi bulunduğu Yücel Teşkilâtı’nın yapılanması şu şekildeydi: Başkan Şuayip Aziz İshak, veznedar Ali Abdurrahman Ali, sekreter Şerafettin Ferit Süleyman ve merkez komite üyeleri Refik Şerif Mehmet, Kemal Rasim İlyas, Fettah Salih Süleyman Pasiç, Abdülkerim Ethem İbrahim. Teşkilâtın etki alanının en geniş olduğu şehirler ise Üsküp ve Köprülü’ydü.
Balkanlardaki Türklerin çil yavrusu gibi dağılıp paramparça olmalarına Yücelcilerin gönülleri asla razı değildi. Onlar birleştiricilik ve toplayıcılık görevini hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak üstlenmişlerdi. Türklerin gören gözü, duyan kulağı ve tutan eli olmak istiyorlardı. Yücelci Türkler, işgal yıllarında işgalci Bulgarların Üsküp’teki Türk Konsolosluğu’nu basmalarını engellemek için gönüllü korumalık bile yapmışlardı.
Yücelciler Balkanlarda Etkili Olan Entelektüel Bir Hareketti.
Entelektüel bir hareket olan Yücelciler Balkanlardaki Türklerin izi ve gölgesi mesabesindeydiler. Evvelâ Türk soyundan olan insanları birlik ve beraberlik şuuruyla bir arada tutmak ve tek ses olmalarını sağlamak istiyorlardı. Bunu sağlamak için kadim değerleri, kültürü, sanatı ve edebiyatı canlı tutmanın ve bu alanlarda eser vermenin gayreti içerisindeydiler. Meslekî anlamda müderris, aktivist, öğretmen, matbaacı, esnaf, hukukçu olmak üzere geniş bir yelpaze oluştursalar da çoğunluğu öğretmen (muallim)di. Bu gayeyi ve kültürel birlikteliği gerçekleştirebilmek için öğretmen olmaları doğrusu bir avantajdı. Çünkü dinî, milli ve kültürel değerleri aşıladıkları öğrencileri bu hususta bulunmaz bir nimetti kendileri için. Öte yandan zor şartlar altında kıt kanaat çıkarmaya çalıştıkları gazete ve dergiler onların işini daha da kolaylaştırıyordu. Gelin bu konuda “II. Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da Bir Direniş Mücadelesi: Yücel Teşkilâtı” adlı bir kitabı bulunan araştırmacı-yazar Yıldırım Ağanoğlu’nun, AA muhabirine anlattıklarına kulak verelim:
“Yücelci gençler, Bulgar işgali bittikten sonra Türkçe Birlik gazetesini çıkartıyorlar ilk olarak. Tiyatro oyunlarını Türkçeye çeviriyorlar. Radyolarda yayınlara başlayıp öğretmen kursları düzenliyorlar. Yücelciler, ‘Sosyalist bir devlet kuruluyor topraklarımızda. Halkların kardeşliği ve eşitliği savunuluyor. O zaman biz de yeni idarenin içinde yer alarak Türklerin devlette eşit olarak temsilini sağlayalım’ maksadındaydılar. Mesela Hakim Nazmi Ömer, Üsküp Mahkemesi’nde görev yapıyor. Birçoğu öğretmen olan gençler yeni kurulan okullarda görev yapıyor. Ancak Yücelciler henüz ortada Yugoslavya Ceza Kanunu yazılmamışken, terörist ve casus teşkilât olarak suçlanıp yargılanıyorlar. Ancak silahlı hiçbir eylemleri yok. Türkiye casusu oldukları iddia ediliyor ama bunlar kurulduğunda ortada Yugoslavya devleti bile yok, Bulgar işgali var. Böyle bir çelişki var. Tito rejimi; Sırp milliyetçisi Mihaylovistleri, Arnavut milliyetçisi Nasyonal Demokatik Şikiptar, Bosna’da Aliya İzzetbegoviç’in kurduğu Genç Müslümanlar gibi yapıları da çökertip yöneticilerine idama varan ağır cezalar vermiştir. Yücel Teşkilatı da bu minvalde değerlendirilebilir.”
Yücelciler deyip duruyoruz da peki Balkanlarda Türklüğün namını yürütmek, birlik ve beraberliği sağlamak için canlarını ortaya koyan bu genç insanlar teşkilâtlarına koydukları bu ismi nereden bulmuşlardı? Daha doğrusu özellikle bu ismi neden tercih etmişlerdi? Gelin bu sorunun cevabını da Yücelcileri, haklarında kitap yazacak kadar iyi tanıyan araştırmacı-yazar Yıldırım Ağanoğlu’ndan dinleyelim: “Yücel adı teşkilâtın bizzat başkanı olan El-Ezher mezunu Şuayp Aziz tarafından verildi. 16 imparatorluk ve birçok devlet kurmuş Türklerin özgürlük, yükselme ve yücelme aşkı, niteliği bayraklarına dahi işlenmiştir. Kartal, hilâl, beş yıldız, ay ile yıldız bu bayraklardaki sembollerdendi. Bu sembollerin mana olarak tek kelime ile karşılığı ‘ulu ve yüksek’tir. ‘Yücel’ ismi yükselmeyi amaç bilen bir aksiyon parolasıdır.”