“Gençler umutla, yaşlılar hayalleriyle yaşar” Bir halk deyimimiz böyle diyor.
Gençlerin umutlarında olumlu bir bekleyiş, bir heyecan, bir plan proje vardır. Yaşlıların hayallerinde ise geri dönülmesi mümkün olmayan, iç karartıcı bir burukluk ve acı vardır.
Bu nedenle, ileri yaşlardakiler, gençlere öykünmekten çok, kalan ömürlerini, en az hasarla geçirmenin hesabı içindedirler.
Doğmak, yaşamak ve ölmek ve ölümsüz hayata katılmak tüm insanların kaderinde vardır.
“Ölenle ölünmez” der ya halkımız. Doğrudur. Gerçekten ölenle ölünmüyor ama yine konuşmanız, yine gülmeniz, yine hayata tutunmaya çalışmanıza karşın, (Büyük kayıplarınız nedeniyle) sanki rüyâda yaşıyormuşsunuz gibi geliyor size.
57 yıllık beraberliğimizin tek yanlı kopuşu üzerinden 1 yıl geçti bugün. Ayrı geçen bu son bir yıl içinde konuşmalarınız, şakalarınız, dost ve yakınlarınızla ilişkileriniz; 57 yıl birlikte geçindiğiniz günler kadar size zevk vermiyor.
Zaman zaman, boğazınızda düğümlenen acıyı, açığa vurmamak için büyük bir çaba harcıyorsunuz. Hatta gidip de dönmeyenin acısını her gün, her saat hissediyorsunuz.
Artık ne gelen her bahar ne meyve veren dallar ne de açan çiçekler size teselli vermeye yetiyor. Yaşıyorsunuz ama rüyâda yaşar gibi yaşıyorsunuz.
Çocuklarınızın, torunlarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın varlığı, sizi bir ölçüde yaşama bağlasa da, kaybettiklerinize kavuşmanın arzusu, tüm dünyevi güzelliklerinizi bastırıyor.
Allah bilir ama besbelli kavuşmamıza çok da zaman kalmadı.
Kaldı ki, bundan sonra beklediğiniz bir umut yok, her günün, her saatin, size anımsattığı acıdan başka.
Ne diyordu Cahit Sıtkı Tarancı:
“Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudum, uyanamadım olacak
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatınız olacak
Taht misali o musalla taşında”