İslâm inanç sisteminde kolektif şuur esastır. Bu inançta cemiyetin huzuru, ferdin huzurundan önce gelir. Cemiyet de fertlerden meydana gelmiştir. Hadiseye bu pencereden bakınca ancak fertlerin huzurlu olmasıyla toplumun da huzurlu olacağını anlarız. Müslümanlığı münferit yaşanan bir inanç mekanizması olarak algılayanlar her halükârda yanılıyordur. İslâm’da acıyı da, huzuru da paylaşmak muteberdir. Yardımlaşma sadece maddî ve nakdî değildir. Manevî yardımlaşma da çok mühimdir. Başkalarının dertlerine ortak olmak ne büyük bir fazilettir. Yardımlaşmayla ilgili olarak Peygamber Efendimizin mübarek sözlerinden bir kısmını dikkatlerinize sunmak istiyorum:
“Bir Müslüman’ın sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ affeder.”; “Bir din kardeşinin ihtiyacını gideren, ömür boyu Allahü teâlâya ibadet etmiş gibi sevap kazanır.”; “Kim bir mümini, bir münafığın eziyetinden korursa, Allahü teâlâda onu, Cehennem ateşinden korur.”; “Allah indinde, en kıymetli amel, mümini sevindirmek, sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.”; “Din kardeşini savunan Müslüman’ı Allahü teâlâ, Cehennem ateşinden korur.”; “Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.”; “Allah katında en kıymetli amel, bir Müslüman’ı sevindirmek yahut bir sıkıntısını gidermek veya sabrını taşıran bir kederini ortadan kaldırmak yahut borcunu ödemektir.”; “İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.”; “Arkadaşın iyisi, arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.”; “Sizin en iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmeyeceğinden emin olunandır.”; “Hayra vesile olan, hayır işlemiş gibidir. Allahü teâlâ, sıkıntıya düşene, çaresize yardım edeni sever.”; “Lâyık olana da, olmayana da iyilik et. Eğer lâyık olana iyilik edersen ne iyi. Eğer o kimse iyiliğe lâyık değilse, sen, iyilik ehlinden olursun.”
Görünen o ki bugünlerde Türkiye’mizde vahim bir tarih yaşanıyor. Acılar üst üste geliyor. Bizler bu tarihin canlı şahitleriyiz. Tarih sadece bu felâketi değil bu felâket karşısında bizlerin aldığı tavrı da yazacak. Bu kadim ve bir o kadar da aziz coğrafyada vahametler yaşanırken bizler neler yapmayı düşündük, karınca kararınca neler yapabildik?
6 Şubat’ta iki kez düşen ateş sadece düştüğü yeri yakmadı. Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Anamur’a kadar 783.562 kilometrekareyi de yaktı. Bu deprem kadın erkek, kız kızan, yaşlı genç herkesi ama herkesi derinden sarstı. Bu şuurla hangi cenahtan olursa olsun dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşları insanî bir refleksle yardım kampanyaları başlattı. Türk halkı, ancak yüzyılda bir olan böylesine dehşetli bir depremde alnının akıyla örnek bir insanlık imtihanı verdi. Böylesine güzel yardımseverlik tablolarını görmek bizlere iyi geldi.
Yepyeni ve doğru bir hayata başlamak için bu deprem milâdımız olsun.
İnsan hayatında bazı zamanlar bir milât hükmündedir. Bu deprem de bizim milâdımız olsun. Gelin bu depremden sonra hayat kitabımızda yepyeni bir sayfa açalım. Ruhumuzda manevî bir temizlik ve tadilat yapalım. Daha evvel namaz kıl(a)mamışsak artık bundan sonra namaz kılmaya başlayalım. Bugüne kadar oruç tut(a)mamışsak bu ramazanda ve bundan sonraki bütün ramazanlarda oruç tutalım. Yakın ve uzak çevremizden birilerinin gönlünü kırmışsak onlardan özür dileyelim, yaptıklarımızdan pişmanlık duyalım, gönlünü kırdıklarımızla helâlleşelim. Üzerimizde kul hakkı varsa vakit kaybetmeden onları sahiplerine ödeyelim. Unutmayalım ki gün bugündür, ân bu ândır; yarın diye bir şey yoktur.
Gelin, bu kıyamet provası hükmünde olan büyük depremden sonra hayatımıza çekidüzen verelim. Ruhumuza ve kalbimize yaratılış gayemize uygun düşecek şekilde yeniden bir format atalım. Bırakın bir gün sonrasını, bir saniye sonrasına bile hükmedemeyen biz aciz kullar neyimize güvenerekten üstünlük taslarız, başkalarına kibirle bakarız?
Yaşadığımız bunca acılardan sonra felâketlerden ibret almazsak tarih tekerrür eder.
Bütün bu yaşanan derin ve tarifsiz acılardan sonra görünen o ki binalar mevcut yasa ve yönetmeliklere uygun olarak yapılmıyor. Yine bu korkunç manzaraya bakınca görünen o ki millete mezar olan apartmanlar inşa edilirken müteahhitler malzemeden çalmış, liyakatsiz bürokratlar olan biteni kenardan seyretmiş, yerel yönetimler de onlara çanak tutmuştur. Yani bu büyük felâketin yaşanması için bütün şartlar maalesef elbirliğiyle hazırlanmıştır.
Deprem bölgelerinde, fay hatları üzerine sorumsuzca yüksek binalar inşa eden, buradan elde ettikleri haram paralarla caka satan müteahhitleri, onlara ruhsat veren ilgilileri önce Allah’a, sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin hakim ve savcılarına havale ediyoruz.