“Türk edebiyatını omzunda taşıyanlar öğretmenlerdir” dersek bilmem abartmış olur muyuz? Türk edebiyatından öğretmenleri çekip alsanız, edebiyat heybesinin içi boş kalır. Arif Eren de öğretmen kökenli şairlerden biridir. Onun öğretmenlik yapması, şiirlerine de yansımıştır. “Yankısını Yitirmeyen Ses” de bu şiirlerden biridir: “Sınıfın kapısından girdiğim an/Buna tanıktır geçen günlerim/Terazi gibi dengelenir kalbim/Bir kefesinde Türkiye’m/Öbür kefesinde öğrencilerim//Gönlüm ve kafam birer gergef/Yüreklere sımsıcak sevgi/Beyinlere bilgi dokurum/Eskitemez öğrettiklerimi zaman/Silemez imzamı hiçbir silgi”
Şair Arif Eren, şiirlerinde birçok duyguyu terennüm etse de o bir aşk şairidir. Şiirlerinde aşkın bin bir türlü yansımasına şahit olabilirsiniz. Bazen karşılık bulamayınca üzülür, bazen de sevdiğinin kendisine yeşil ışık yakmasıyla mutlanır. İşte o demlerde hayal ufuklarında gezinir durur. Tabir caizse ayakları yerden kesilir. Bazen de sevgililer terk eder gider. O zaman da kahır dolu şiirler yazar. İşte o şiirlerden biri de “Dertleşmek” adlı şu şiiridir: “Gönlümü mühürledim sevemem artık/Vefasız sevgililer ele gidiyor//Tutuşunca yüreğim Kerem örneği/Hepsi de Aslı ilden ile gidiyor// Meyveyi unuttu bahçemde ağaçlar/Dallardaki çiçekler yele gidiyor//Ekili topraklar bereket müjdeler/Tarlamın tohumları sele gidiyor// Teselli etmez artık bulutlar bile/Hangi yolda yürürsem çöle gidiyor.”
Şair Arif Eren, Görkemli Denge’de kâinatı tefekkür penceresinden seyreder.
Şair Arif Eren’in “Görkemli Denge” şiir kitabında vahdet-i vücut düşüncesinin çeşitli yansımalarını görürüz. O, bu eserinde kâinattaki o müthiş ilâhî dengeye vurgu yapar; vurgu yapmakla da kalmaz onu adeta gözümüze sokar. Kâinattaki çokluğun (kesretin) aslında Bir’in (vahdetin) tecellisi olduğunu hissettirir. Bununla birlikte yaratılan her şeyin bir yaratılış maksadının olduğunu, hiçbir şeyin boşa yaratılmadığını özellikle vurgular. Bunu idrak sahibi her göz fark eder. İnsan yeter ki yaratılanlara yüzeysel ve önyargılı gözlerle bakmasın. Kitaba da adını veren “Görkemli Denge” şiirindeki şu mısralar bunu veciz bir biçimde ifade eder: “Gündüz hiç görmeden geceyi / Kendince çirkin zanneder / O dolunay yüzlü eceyi // Gece hiç görmeden gündüzü / Yıldızlara bakarak konuşur / Benim mülkümdür gökyüzü // Bir araya gelseydi ikisi / Çoktan bozulmuş olacaktı / Gökyüzünün görkemli dengesi.”
Görkemli Denge’de bütün şiirler güzel olsa da “Selimiye” adlı şiir bir başka güzeldir. Diğer şiirlerin çoğu tadımlık olmasına rağmen “Selimiye” şiiri doyumluktur. Zira “Selimiye” altmış mısradan meydana gelen uzun bir şiirdir. Şair Arif Eren, Mimar Sinan’ın bu ustalık eserini kendi ustalık döneminin bir kalem şaheseriyle adeta taçlandırır. Onu gönül gergefinde ilmek ilmek işler. Ona özgün bir ruh, kimlik ve kişilik kazandırır. Bu kutlu yapının bütün sırlarını aşikâr eder. Fakat bu işleyişte mânâ, maddeye galebe çalar. Bu muhteşem camiyi öyle güzel tasvir eder ki gözünüz de gönlünüz de bayram süruru yaşar. Selimiye madde ve mânâsıyla gözünüzün önünde arz-ı endam eyler. Söz konusu şiirde onlarca teşbih, teşhis ve istiare sanatı yapılır. Kelimeler adeta kanatlanarak meleklerin rehberliğinde semaya yükselir. Bu yoğun maneviyat sofrasında yüreğimiz fazlasıyla rızıklanır. Küçük bir paylaşımla da olsa söz konusu şiirin manevî atmosferinden gönüllerimizi az da olsa haberdar etmek isterim:
“Gökyüzünün bir benzeri kurşun kubbesi/Pencereler, kubbenin boynunda bir ışık kolyesi/Bakınca bir Ağrı dağı olur gözlerde/Bir benzeri yapılmamış aynı genişlikte/Dört köşesinden, göğe yükseltmiş minarelerini ulu kubbe/Selimiye, mimarî sanatında bir kıble//İslâmiyet, ruh olmuş bu sanat doruğuna/Tek kubbesi, tanıklık yapar Allah’ın bir olduğuna/Her pencerede beş kademenin sırrı/İslâm kapısının beş altın anahtarı/Vaaz kürsüsünün dört oluşuna en sağlam kaynak/Bu son dinde dört mezhepte hak//Arka minarelerden, altı merdiven buyur eder şerefelere/Bir güneş ki, altı yerden doğar imanlı kalplere/Mermer avlusunda sıbyân, kurra, hadis ve medrese yapıları/Hakk’ a, sevgiye, ilim ve irfana açılmış kapıları/Otuz iki farz, hiç düşünülmemiştir böylesine/Otuz iki kapıdan girilir Selimiye külliyesine//Bu kutsal günü sabırla beklemişlerdi: Selim’ler, Sinan’ lar/Ve ömürleri elvermeyen nur yüzlü ihtiyarlar/Derviş Zıllî’nin dâvudi sesi, üçüncü şerefeden kanatlanmış/Okuduğu Bilâl usûlü ezanla gök kubbe yankılanmış/Cemaat sıkışıp kalmış, yer bulamamışlar secdede/İlk Cuma namazı böyle kılınmış Selimiye’ de.”
Taşındıktan hemen sonra Joleen başka bir adamla gider. Tek başına bir çocuğun bakımını üstlenmek için son derece hazırlıksız olan James, perişan haldeki yeğenini mutlu etmeye çalışır. Ancak bir süre sonra, olaylar kontrolden çıkar: James işini kaybeder ve Tara’nın da çocuk esirgeme kurumuna gitmesi gerekmektedir. Harrison Zirkle