Arif Eren geleneksel şiirle modern şiir arasında bir köprüdür.
Arif Eren, halk edebiyatından divan edebiyatına kadar geleneksel şiirimizin imkânlarından azamî derecede yararlanmıştır. Zira eski şiirimiz henüz tam anlamıyla keşfedilememiş bir hazinedir. İçine girdikçe yaprak gibi açılır, kendisini aşikâr eder. O, bu hazinenin zenginliğinin farkındadır. Onun edebiyatın içinden gelmiş olması bu konudaki işini bir hayli kolaylaştırmıştır. Zira İslamiyet’ten önceki şiirden Batı etkisindeki şiire kadar her dönemi artısı ve eksisiyle bilir. Geçmişte yapılan yanlışlıklardan ders çıkarır; aynı yanlışlara düşmemek için gayret eder. Bunu ilk eseri olan “Bu Kent Sende Kalsın”da açıkça görebiliriz.
Arif Eren, şiirde hep bir yenilik ve arayış içinde olsa da saman alevi gibi parlayıp sönen moda akımlara prim vermeyen, ayakları yere değen bir söz üstadıdır. Gerçek hayatta karşılığı olmayan tuhaflıkları şiirinden uzak tutar. Yenilik olsun diye anlamsızlıklara yönelmez. Şiirin asil bir sanat olduğunu bilir, uzun vadeli ve kalıcı arayışlara yönelir.
Arif Eren’in şiiri, durduk yerde bağırıp da kulakları rahatsız etmeyen, sükûnetini ve ağırbaşlılığını muhafaza eden şiirdir. Her insanın (şairin) bir görüşü (ideolojisi) olsa da Arif Eren ideolojik şiir yazmaktan yana değildir. Zira ideolojik şiirler bazı insanları mutlu ederken, bazılarını da mutsuz eder. Birliğe değil, daha çok ayrışmaya zemin hazırlar. Oysa şairin gayesi ayrışmak değil, asgari müştereklerde birleş(tir)mektir. Onun vatan, millet ve bayrak gibi kırmızı çizgileri olsa da, şiirini belli bir ideolojinin emrine vermez. Bununla ilgili şu görüşleri meseleye ışık tutacak niteliktedir: “Şair toplumsal konuları işlerken bir ideolojiye saplanmamalı, toplumsal sorunları duygu ve hayal gücünün yarattığı bir estetik içinde söylemelidir. Toplumsal şiir yazacağım diye ideolojik kavga şiirleri yazmamalıdır. Şair fikir ve düşünce olarak toplum sorunlarını bir ideolojik çatışmaya girmeden, estetik bir anlayış içinde söylemelidir.” Onun bu görüşleri kendisini öz şiire yaklaştırdığı kadar, toplumcu şiirden de o derece uzaklaştırır. Zira öz şiirde sanat, toplumcu şiirde ideoloji ön plandadır.
Şair Arif Eren’in şiirlerine baktığımızda onun laf ebeliğinden uzak durma gayreti içerisinde olduğunu görürüz. Şiirde hep kelime eksiltme peşindedir. Çünkü şiir az sözle çok şey ifade etme sanatıdır. O da “ne bir eksik ne bir fazla” anlayışını kendine şiar edinmiştir.
Arif Eren’in şiirlerinde geniş bir konu dağarcığı dikkat çeker. O, insanı ilgilendiren hemen her konuya değinmiştir. Bunlar arasında aşk, aile, gönül, hasret, mutluluk, erdem, yalnızlık, sevgi, mâzi, şehir, dua, bahar, hatıralar, kış, ay, anne, baba, gurbet, sıla, güz, birlik, dostluk, yürek, felsefî konular, milli değerler, insan, çocukluk, vatan, bayrak, zaman, umut, tabiat, tefekkür, çocukluk, evrensel değerler, dinî ve manevî değerler sayılabilir.
Arif Eren “Bu Kent Sende Kalsın”la Girmiş Şuara Meclisine.
Şiire büyük bir aşkla bağlı olan ve mesaisini bu yolda harcayan Arif Eren, ilk şiir kitabı olan “Bu Kent Sende Kalsın”ı 1965’te buluşturmuş okuyucusuyla. Kitaba da adını veren bu şiir, duygusal bir hikâyeye ortak eder bizi: “Sen evinde olacaksın/Bir kış gecesi/İstasyonda tren/Kalkış saatini beklerken/Gene yedi kat gök/Yırtılır gibi gürleyecek/Ve yağmur yağacak/Biliyorum bu kentten giderken/Gölgem bile yanımda olmayacak//Bir gün terk edeceğim/Bu kenti/Arkamdan ne el sallanacak/Ne de iki damla gözyaşı akacak/Gittiğimi öğrendiğin vakit/Odana kapanıp/Kendi kendine kaldığın zaman/Yüreğindeki sevda bulutu/Yağmur gibi çiseleyecek gözlerinden//Aradan yıllar geçecek/Çoluk çocuğa karışacaksın/Bir gün/Söylenirken o şarkı/Yüreğinde bir sızı duyacaksın/İçinden bizim şarkımızdı/Bu diyeceksin/Kiminle olursan ol/Kendini yalnız hissedeceksin.”