enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Türk Edebiyatında Ruhları Arındıran Ezan-I Muhammedî-4

29.12.2025 14:45
0
A+
A-

Türk şiirinin köşe taşlarından biri olan ve büyüklüğü tartışılmayan Yahya Kemal, dinî ve millî duyguları inkişaf etmiş bir şair olarak ezana apayrı bir önem atfeder. Beyatlı, ezanı dinin temeli olmaktan öte, devletin de temeli olarak görür.  Ona çok büyük anlamlar yükler. Beyatlı, Tevhid-i Efkâr’da çıkan “Ezan ve Kur’an” başlıklı yazısında ezanla ilgili olarak şöyle der: “Bu devletin iki manevî temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’ân ki hâlâ okunuyor!”

“Emr-i bülentsin ey Ezan-ı Muhammedî /Kâfi değil sadana cihan-ı Muhammedî.”

Türkçeyi ağzında annesinin ak sütü gibi gören büyük şair Yahya Kemal Beyatlı, uzun seneler yurtdışında elçilik vazifesinde bulunduğu için, millî ve manevî duygulara fazlasıyla hasrettir. Yurdundan uzak kalması, onun millî ve manevî susuzluğunu daha da artırmıştır. Bunun yansımalarını şiirlerinde açıkça görebiliriz. Bugüne kadar yazılmış en güzel ezan şiiri olan “Ezan-ı Muhammedî”de onun millî ve manevî duyguları adeta bir kuş gibi kanatlanır. Şair Beyatlı bu harikulâde şiirini, ona bu terbiyeyi veren annesinin muazzez ruhuna hediye eder. Ezan etrafında oluşturduğu bambaşka ve büyülü bir manevî atmosferi şöyle tasvir eder: “Emr-i bülentsin ey Ezan-ı Muhammedî /Kâfi değil sadana cihan-ı Muhammedî//Sultan Selim-i evvel ram etmeyip ecel /Fethetmeliydi âlemi şan-ı Muhammedî//Gök nura gark olur nice yüz bin minareden/Şehbal açınca ruh-ı revan-ı Muhammedî//Ervah cümleten görür Allahu ekber’i/Akseyleyince arşa lisan-ı Muhammedî//Üsküp’de kabr-i mâdere olsun bu nev-gazel/Bir tuhfe-i bedî’ ü beyân-ı Muhammedî”

Yukarıdaki beyitleri günümüz Türkçesiyle ifade etmek gerekirse şiiri şöyle açabiliriz: “Ne yüce bir emirsin ey ezân-ı Muhammedî,/Sesin için kâfi değil Müslüman ülkeler (Muhammedî dünya)//Sultan birinci Selim’e ecel boyun eğdirmeseydi de,/Fethetseydi keşke bütün dünyayı Hazret-i Muhammed’in (aleyhisselam) şânı//Muhammedî ruh kanadını en uzun tüylerine kadar açınca,/Gökyüzü ışıklarla dolar yüz binlerce minareden/Yankılanınca gökyüzüne o Muhammedî lisan,/Bütün ruhlar Allahü Ekber’i görebilirler o zaman//Üsküp’teki annemin kabrine Muhammedî bir ifade/Ve eşsiz bir hediye olsun bu yeni gazel.”

Mehmet Akif’e göre ezansız istiklâl, istiklâlsiz de ezan asla düşünülemez.

Türk şiirinin zirve şahsiyetlerinden biri olan millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy da şiirlerinde ezana apayrı ve geniş bir yer vermiştir. O Akif ki İstiklâl Marşı’nın sekizinci dörtlüğünde “Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:/Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli;/Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” diyerek ezan karşısındaki hassasiyetini ortaya koyuyor. Çünkü biliyor ki ezan bir milletin Müslümanlığının ve vicdanî hürriyetinin yegâne şiarıdır. Ezan-ı Muhammedî, ümmeti birbirine bağlayan güçlü bir bağdır. Ezanın semalardan çekilmesi vicdanların boşalmasını, insaf ve izan duygularından ayrı düşmesini beraberinde getirecektir.

Mehmet Akif’e göre ezansız istiklâl, istiklâlsiz de ezan asla düşünülemez. Bunlar birbirinin varlık sebebidir.  “İhtilaf ı metâli’ sebebiyle küre üzerinde ezansız zaman yoktur” diyen Akif, ezana derin anlamlar yükler. Onun “Ezanlar” şiirinde dinî duyguların sular seller gibi coştuğunu görürüz. Öyle ki ezan sesleri arzla arş arasını çepeçevre kuşatır. Kapkaranlık gökler, hüzzam makamında okunan yatsı ezanıyla nura gark olur. Saba makamında okunan sabah ezanı, insanlığı derin uykulardan uyandırır. Şiirdeki dilin bugünkü nesle uzak olması bu şiirin gölgede kalmasına sebep olmuştur. Bu şiirin oluşturduğu manevî hava büyüleyicidir: “Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı,/Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân-ı/Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı./Ne lâhûtî sadâ ‘Allâhu ekber!’ sarsıyor cânı…/Bu bir gülbank-i Hak’tır, çok mudur inletse ekvânı?//Bu lâhûtî sadâ çıktıkça cûşa-cûş olup yerden,/İner esrâr-ı kudret kibriyâ tavrıyle göklerden./Bütün âheng-i hilkat yâd ederken Hakk’ı ezberden,/Vicâhî feyz alır artık o nûru’n-nûr-i ezherden:/Hüveydâ şimdi cânandır seherden, şâm-ı esmerden!//İnip vaktâ ki leylin dest-i istîlâsı gabrâya,/Serer dünyâya zulmetten adem çeklinde bir sâye;/Nazar medhûş, müstağrak giderken zîr ü bâlâya./Döner, “Allâhu ekber” cûşu yükseldikçe Mevlâ’ya,/O muzlim sîne-i hilkat tecellîzâr-ı Sînâ ya!//Senin, dem geçmiyor, yâdınla lebrîz olmadan eb’âd!/Ne müdhiş saltanat yâ Rab, nasıl âsûde istibdâd!/O istibdâda hürmettir ezanlar, subhalar, evrâd…/Hayır, sen rûh-i rahmetsin, bu sesler senden ister dâd,/Verir miydin, eğer dâd etmesen, feryâda isti’dâd?”

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.