Hakk’ın ulûhiyetini ve hakikatin büyüklüğünü beyan eder Ezan-ı Muhammedî.
Namaza çağrı gayesiyle okunan ezanın sözleri, İslâm’ın temel imanî ve tevhit akidelerini de içerir. Ezan bir ritüel olmanın ötesinde, bütün insanlığa Allah’ın tek Rab olduğunu, Hz. Muhammed(sav)’in onun elçisi olduğunu yüksek perdeden haykırır.
Müslümanları namaza ve kurtuluşa çağıran ezan şu sözlerden oluşur: “Allahü ekber” (Allah en büyüktür); “Eşhedü en lâ ilâhe illallah”(Allah’tan başka tanrı olmadığına şehâdet ederim); “Eşhedü enne Muhammeden resûlullah”(Muhammed”in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim); “Hayye ale’s-salâh” (Haydi namaza); “Hayye ale’l-felâh” (Haydi kurtuluşa); “Allahü ekber” (Allah en büyüktür); “Lâ ilahe illallah” (Allah’tan başka tanrı yoktur). Sabah ezanında diğer ezanlardan farklı olarak “Hayye ale’l-felâh”tan sonra iki defa, “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” (Namaz uykudan hayırlıdır) sözü söylenir. Sabah ezanındaki bu uyarıcı ilâve söz, seyyid’ül müezzinin Bilâl-i Habeşî tarafından ezana eklenmiştir.
Hakk’ın ulûhiyetini ve hakikatin büyüklüğünü beyan eden Ezan-ı Muhammedî, İslâm’ın şiarıdır. Bütün Müslümanların ortak sesidir. İdrakleri keskinleştiren ve şuur cilasıyla cilalayan ezan, hiçbir milletin şahsî tekelinde değildir. Bütün müminlerin ortak paydasıdır. Günde beş vakit bize kulluğumuzu hatırlatan ve bizi uyanık olmaya çağıran kutlu bir davettir. Zihni bulandırılan kulu, taklidî imandan tahkikî imana taşıyan nuranî bir köprüdür. Minarelerden, çölleşen yüreklere sağanak hâlinde yağan huzurdur. Hakikatin o gür sesinin en üst perdeden kâinatı çepeçevre kuşatmasıdır. Vicdanla cüzdan arasında sıkışan, pörsümüş ruhların inşirahıdır. Fenâ makamının idrakine varmaktır. Fenâdan bekâya yol almaktır.
Ezanlar Müslümanları sadece namaza çağırmazlar.
Ezanlar Müslümanları sadece namaza çağırmazlar. Aynı zamanda Allah’ın haşmetini ve azametini bütün cihana ilân ederler. İnanmış veya inanmamış olsun, bütün insanları hiçbir ayrım gözetmeden ebedî kurtuluşa çağırırlar. Gerçek kurtuluşun Hakk’a ve hakikate teslim olmakta olduğunu ilân ederler. Her şeyin fâni, yalnız Allah’ın bâkî olduğunu haykırırlar.
Ezan, henüz bozulmamış vicdanların berrak sesidir. Bu müşfik ve lahuti ses; tevhidi, tekbiri ve teslimiyeti aynı potada yoğurur. Ezan maneviyat sırrının idraki ve ifşasıdır. Yaratılışın, varoluşun ve hikmetin kutlu eşiğidir. Maneviyat çeşmesinin nurdan oluğudur.
On dört asırdan beri arzla arş arasında fasılasız olarak okunan kutlu ezanlar, İslâm’ın öz varlığını üst perdeden haykırmasıdır. Bir çeşit ilâhî manifestodur. Bir beldenin Müslüman olduğunun delilidir. Bu toprağın gerçek sesidir. Uğrunda ölünmeye değer olandır. Zaman geçtikçe daha da tazelenen ve hiç eskimeyendir. Başka bir tabirle ezanlar eskimez yenidir.
Mabetsiz, minaresiz ve ezansız bir İslâm beldesi düşünülemeyeceği gibi, ezan nurunun aydınlatmadığı ve ezanın o manevî rayihasının sinmediği bir edebiyat da düşünülemez. Söz konusu olan Türk edebiyatıysa ezan o edebiyatta ayrı bir ses ve ayrı bir renk olarak başköşede durur. Nitekim öyle de olmuştur. Zira İslâm’ın bayraktarlığını yapmış aziz milletimizin edebiyatında ezanın apayrı bir yeri ve önemi vardır. Divan edebiyatından modern Türk edebiyatına kadar yüzlerce şair ve yazar, eserlerinde ezan temini işlemiştir. Ezan şair ve yazarlarımızın ilham kaynağı olmuştur. “Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Ziya Gökalp, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek Ahmet Hâşim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Cemal Kuntay, Aka Gündüz, Halide Nusret Zorlutuna, Ali Ulvi Kurucu ve Sezai Karakoç” şiir ve yazılarında ezanı konu edinen ve ondan ilham alan ediplerimizdendir.