Arapçadan dilimize giren iki sözcüktür başlıktakiler. Tebdil; yer değiştirmek, mekân da, kalınan yer anlamında kullanılmaktadır.
Eskiler Tebdili mekân atasözünü kullanırlardı. Şimdi, toplumun ve toplumları oluşturan bireylerin değer yargıları büyük ölçüde değişti. Büyük, küçük, saygı, sevgi gibi güzel davranışlar da anlamlarını yetirdi.
Değerli dostumuz rahmetli Mustafa Demirci anlatmıştı. Köy Enstitülerinde okurken, hocalarından birinin Ankara’da ticaret yaptığını öğrenmiş. Demirci 60 yaşlarına varmış. Hocası da 90’lı yaşlarındaymış. Hocasını bulmuş, elini öpmüş. Hocası ona sigara teklif etmiş, içmediğini söylemiş. Demirci Enstitüde okurken hocasını küçük bir oğlu olduğunu anımsamış ve o çocuğu sormuş. Hocası da oğlunun karşılarında olduğunu söylemiş. Demirci karşılarındaki çocuğa bakmış, bir ayağı, diğer ayağının üstünde, hoş bir manzara vermeden, ağzında da tipo içerek oturuyormuş. Demirci, aldığı ve uyguladığı terbiyeyle, hocanın oğlunun babasının yanındaki tavrını kıyaslamış, canı sıkılmış, izin almış ve ayrılmış.
Şimdi bu örneği, günümüzdeki kimi gençlere anlatsanız; “Siz çok gerilerde kalmışsınız” yanıtını alırsınız.
Bu olayla, yazının başlığındaki “Tebdili Mekân” sözcüklerinin ne ilgisi var, gibi aklınıza bir soru gelebilir.
Anlatayım.
2000’lerde 29 yaşıma kadar yaşadığım Kelkit’e dönmeği düşündüm. Av. Mustafa Karaman’a, kardeşi Dr. Hicabi Karaman’a ve daha başkalarına açtım bu düşüncemi.
Av. Mustafa karaman dedi ki; “Senin Gümüşhane de bir çevren vardır. Burada konuşacak kimseyi bulamazsın. İldiğin değerler kayboldu. Çok nadir de olsa, kimi kahvelere gidiyoruz. Ne sizin söylediklerinizden bir şey anlıyorlar, ne de onların söyledikleri dinleniyor. Biz o kahveye gitmeleri de terk ettik. Yalnızca Cuma günleri camiye gidiyor, hiç kimseyle konuşmadan ayrılıp dönüyoruz. Kendimizi evimizin dört duvarı arasına hapsettik. Sakın gelme!”
Demek ki, tebdili mekânda, tüm koşullarda ferahlık yokmuş. Bende Kelkit’e dönmekte vaz geçtim. Şimdiki yaşımda artık Kelkit’te ne dostumuz kaldı, ne arkadaşımız. Doğup büyüdüğümüz ilçeye tülden yabancılaştık. Bizi oraya bağlayan tek neden, mezarlık ve orada yatanlar.
Âşık Veysel’in dediği gibi: “Koyun kurt ile gezerdi, fikir başka başkolmasa”
Babasının yanında, ayağını, diğer ayağının üstüne atmış, ayak tabanı karşısındakinin yüzüne bakıyor. Ağzında pipo. Alışabilirseniz alışın ve birlikte yaşayın?
İyi ki tüm gençler yazdıklarım gibi değil.