enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
15,6605
EURO
16,3572
ALTIN
906,54
BIST
2.409,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Parçalı Bulutlu
16°C
Gümüşhane
16°C
Parçalı Bulutlu
Salı Açık
21°C
Çarşamba Az Bulutlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
19°C
Cuma Az Bulutlu
18°C

Şiirin Diyalektiği Yahut Şairin İtibarı-2

0
A+
A-

Türk şiiri gerek aruz, gerek hece ve gerekse serbest olsun; köklü bir geleneği olan bir şiirdir. Bu zenginliği göz ardı edip de, son ucu belli olmayan maceralara atılmak akıl kârı değildir. Zira şiir, gelenekten uzaklaştıkça yapmacıklığa ve kaba tabirle züppeliğe kayıyor.

Şiir, ruha seslenen güzel sanat dalıdır. Onun güzelliği kendindendir. Bazı şairler şiirin güzelliğini fikirlerini aktarmada vasıta yaparak onu bozarlar. Oysa şiir, fikirlerin borazanı olmamalıdır. Her şiirde gizli bir fikir olsa da, bu fikir gizlenebildiği ölçüde şiirin muvazenesini korur. Meşhur örnekle söylemek gerekirse şiirde fikir, çaydaki şeker gibi alabildiğine görünmez olmalıdır. Düşünce, okuyucuya nanik yaparcasına sırıtmamalıdır. Ancak tadınca farkına varılmalıdır. Şiir üzerine kafa yoran şair Abdülkadir Budak’ın dediği gibi “Şiirin bir düşünsel arka planı olmalıdır elbette; ama, bu suyun üstünde değil, derinlerinde olmalıdır. Bakınca değil de, dalınca görebileceğimiz bir arka plan ya da birikim.”

Önüne gelenin şiir yazdığı, şiir yazmanın hafife alındığı bir zamandayız. Böyle bir zamanda ve ortamda “Hangi(si) şiir?” sorusu akıllara geliyor. Bu soruya cevap vermenin zorluğu, şiirin göreceliğinden ileri geliyor. Şiirde doğuştan getirilen yeteneğin yanında bilgi ve birikim de göz ardı edilmemelidir. Şiir zamanla inkişaf eden; fakat kökleriyle hayatiyetini devam ettiren bir sanat dalıdır. Şiiri köklerinden koparırsanız onu gıdasız bırakırsınız.

Günümüzde postmodern şiir ve imgeler konusu üzerinde de durmak gerekir. Modern şiirde imge kullanımı şirazesinden çıkmıştır. Birileri önümüze “şiir” diye acayip metinler koyuyor. (K)öksüz ifadeler “imge” diye yutturuluyor. Şiir, özgünlük kılıfıyla yozlaştırılıyor.

Günümüzde şiir kitapları ne yazık ki yeterince ilgi ve itibar görmüyor. Uzun yıllardan beri “Çok Satanlar” listesine bir şiir kitabı giremiyor. İnsanlar şiir kitabı almıyor. Roman, şiiri gölgede bırakıyor. Şiirin nitelikli okuru yok. Ülkemizde şair(!) sayısı, nitelikli şiir okuru sayısıyla yarışmaktadır. Fakat bunun tek suçlusu okurlar değildir. Şairlerin de bu konuda ellerini şakaklarına koyup düşünmesi gerekir. Ne oldu da şiir okuru aradan çekildi?

Bazı insanlar şair olabilmek için Türkçe okuma-yazmayı yeterli görmektedir. Şiir yazmayı basite almaktadır. Oysa şairlik çok geniş bir çerçeveden bakılması gereken bir konudur. Şiir hevesle başlanılan, fakat sadece hevesle devam ettirilmesi mümkün olmayan edebî bir türdür. Bir kere şiire heves duyan kişinin ruhunda buna dair bir kıvılcım ve şiir kumaşı olması gerekir. Bu da yetmez. Geçmişten günümüze kadar Türk ve dünya şiirinin çok iyi bilinmesi lazımdır. Aruza ilgi ve heves duyanların Yahya Kemal’i, heceye ilgi duyanların Faruk Nafiz Çamlıbel’i, serbest şiire meyledenlerin de Behçet Necatigil’i bilmesi elzemdir. Tabii ki alanlarında inkişaf etmiş bu değerli isimlerin yanına onlarca isim daha ekleyebiliriz.

Şiir, yaşanan hayatla bir şekilde ilintilidir. Günümüz şairlerinin mühim bir kısmı şiirle hayat arasındaki bağı ya koparmış, ya da iyice zayıflatmıştır. Günümüzde şiirle gerçeklik arasında derin uçurumlar oluşturulmuştur. Hayatı birebir yansıtan bir şiir olsun demiyoruz; böyle bir sanat eseri olamaz, olmamalıdır da… Hilmi Yavuz’un dediği gibi “Sanatın amacı, gerçekliğin taklidi ya da yansıtılması değil, gerçeklik duygusu uyandırmaktır.”

Günümüzde birçok şey gibi, şiir de itibarsızlaştırıldı. Hareket sahası belli olmayan şiir, farklı mecralara taşındı. Özgün olmak adına şiirden iyice uzaklaşıldı. Entelektüellik kisvesi altında ne idüğü belirsiz metinler “şiir” diye servis edildi. Abartıda sınır tanınmadı. Kelimeler, imge oluşturma adına şuursuzca kullanıldı. Böylece ipin ucu iyice kaçtı. Şair bile ne yazdığını bilemez ve anlayamaz hâle geldi. Özgünlük ve imge konusunda kantarın topuzu iyice kaçtı.

Günümüzde modern hayatla birlikte kültürümüzde de büyük yozlaşmalar meydana geldi. Edebiyatın öznesi olan şiirimiz de bundan nasibini fazlasıyla aldı. Bu kültürel yozlaşma sadece şiire değil, medeniyetimize de vurulan ağır bir darbedir. Zira şiir, medeniyetle yoğun bir ilişki ve mesai içerisindedir. Medeniyet şiiri, şiir de medeniyeti yoğurur ve de doğurur.

Özgünlük adına, ayağı yere değmeyen uçuk kaçık imgelerle dörtnala şiirden uzaklaşan günümüz şairleri, kaba tabirle ayağına sıkmıştır. Hatayı uzaklarda aramaya gerek yoktur.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.