Sonbaharda rüzgârın önüne atılmış kuru bir yaprak misaliydik
Sonbaharda rüzgârın önüne atılmış kuru bir yaprak misaliydik. Sert rüzgârların insafına terk edilmiş, yol yordam bilmez aciz ve cılız yapraklar… Âh arsız ölüm, neyimiz varsa aldın elimizden! Savurdun bizi dipsiz uçurumlara. Şimdi dağ başlarında yapayalnız kalmış yaralı ve bikes bir ceylan gibiyiz. Dört tarafımız çevrilmiş derin uçurumlarla.
Ölüm, yeniden dirilişin ilk ayağı; cüce hayatın defterini düren koca bir dev…
Aldığımız her nefesin bizi yaşamın ikiz kardeşi olan ölüme yaklaştırdığını geç fark ettik. Uzağımızda gördük şah damarımızdan daha yakın olan bu (çırıl)çıplak gerçeği. Şairin deyimiyle “geç fark ettik taşın sert olduğunu”. Kafamızı çarpmadan vakıf olamadık bu mutlak hakikate. Hayat, bir saman alevi gibi, bir varmış bir yokmuşa karıştı. İki karanlık arasındaki ışığa aldandık. Neticede hayatın son deminde uyanmak için uyumak gerektiğini idrak ettik.
Ölüm, yeniden dirilişin ilk ayağı; cüce hayatın defterini düren koca bir dev… Ölüm, sonsuzluğa açılan nurlu bir kapı… Nice masum ve güzel yiğitler geçti bu dar(acık) kapıdan. Sonsuz bir geceye dönüştü iki hece.
Sevdiklerimiz ötelere göçerken aslında bir yanımızı da beraberinde götürüyorlar.
Sevdiklerimiz ötelere göçerken aslında bir yanımızı da beraberinde götürüyorlar. Her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyoruz; belki en uygun tabirle gittikçe azalıyoruz. Barış yerine özlemler getiriyor uzaklardan güvercinler… Terk edilmişliğin acısı çöküyor yüreğimize.
‘Her ölüm erkendir’ aslında.
‘Her ölüm erkendir’ aslında. Çünkü beden yaşlansa da ruh her dem taze kalıyor tende. Ölüm daha çok yaşlılara yakıştırılıyor. Onun içindir ki ölümle alakalı olarak halk arasında ‘Yaşlılar sıra sıra, gençler ara sıra…’ sözü söylenir. Ara sıra karşılaştığımız genç ölüler bizi iyice üzüyor ve sarsıyor. Onların boşluğunu hiçbir şey doldurmuyor. Bunu yaşayanlar bilir ancak… Ateş bu durumda düştüğü yeri yakmakla kalmaz, yangın yüreğe kadar varır.
Türk halk edebiyatı henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir kültür hazinesidir.
Türk halk edebiyatı henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir kültür hazinesidir. Bu büyük kaynaktan tam anlamıyla haberdar değiliz. Bu muhteşem şiir konağında geçmişten günümüze kadar binlerce halk şairi konaklayarak on binlerce şiir söylemiştir. Bu şiirler sözlü gelenekle bugünlere geldiği için çoğu değişmiş veya kaybolmuştur. Günümüzde halk şiiri geleneği devam etse de eski ihtişamından ve özgünlüğünden çok şeyler kaybetmiştir.
Kültürümüzün vazgeçilmezlerinin başında gelir türküler…
Kültürümüzün vazgeçilmezlerinin başında gelir türküler… Onlarla sesleniriz dünyaya. Aşkımızı, özlemimizi, yürek yangınımızı türkülere gömeriz. İnsanlıkla yaşıttır onlar. Zaman onları hiç de yaşlandıramaz. Seneler geçse de türküler genceciktir. Gülistanda goncadır yüreklerimizi fetheden türküler… Dünya durdukça onlar da yaşayacaktır sonsuza dek…