Seküler bir hayat tarzının dayatıldığı zor bir çağda yaşıyoruz. Bugün dünyada bireysel hazzı gaye edinen modernizm, ne yazık ki kuralsızlığı kendisine kural edinmiştir. Batının dini mesabesindeki modernizmin İslâm’a ne saygısı ne de tahammülü vardır. Modernistlerin İslâm’ı gayri müslimlere hayat hakkı tanımayan, terör ve şiddet yanlısı bir din olarak göstermeleri insafla asla bağdaşmaz. İslâm’ı şiddet ve terör dini olarak algılayan aklıevveller bu dini gerçekte hakkıyla ve layıkıyla tanımayanlardır. Bireylerin yanlış davranışlarını dinin kaidesi gibi göstermek haksızlıkta haddi aşmaktır. Günümüzdeki Batı devletleri bu hata içerisinde debelenip durmaktadırlar. Bu da İslâm’la olan diyalog kapılarını kapatmaktadır.
Müslüman ölçü ve itidal üzere yaşayan kâmil insandır. İfrat ve tefrit zemmedilmiştir. Orta yol en hayırlı olandır. Sağduyu da bunu gerektirir. Şiddet şiddeti doğurur. Malum olduğu üzere hayatta yıkmak kolay, yapmak ise zordur. Yangına körükle değil, suyla gidilmelidir. Ölçüyü kaçırarak hayatı kendimize zehir etmenin ne bize ne de hiç kimseye faydası yoktur. İfrat ve tefrit uçlarında dolaşmak sağlıklı bir tutum ve davranış değildir.
Günümüz dünyasına, özellikle de İslâm ülkelerine baktığımızda hiç de iyi bir tabloyla karşılaşamayız. Zamanımızda İslâm dünyasında tahammülsüzlük almış başını gidiyor. Başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere dünyanın birçok yerinde barut kokusu gül kokularını bastırmıştır. Müslüman coğrafyası sahipsizdir. Günümüzde Müslümanlar kandırılarak birbirine düşürülmüştür. Müslüman dünyasında mezhep çatışmaları Batılılarca kışkırtılmaktadır. Müslüman kardeşler birbirini öldürmekte, bunu da cihat zannetmektedir.
Dünyada bugüne kadar hiçbir mesele şiddetle halledilememiştir. Şiddet ve nefret, husumet duygularını perçinlemiştir. Sevgisizlik ve intikam hissi, hayatı yaşanmaz hâle getirmiştir. Oysa en kötü barış, en haklı savaştan çok daha iyidir. Kan kusan namlular depolarda çürümelidir. Bu hususta Yunus Emre’nin “Gelin tanışık idelüm/İşin kolayın tutalım/Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz” sözü kulaklarımıza küpe olmalıdır.
Aslında Türkiye olarak birlerin hâkim olduğu kutlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Duygu ve düşüncelerimizi ifade eden dilimiz bir, bin seneden beri Anadolu insanının kalplerine yerleşen dinimiz bir, günde beş vakit yöneldiğimiz kıblemiz bir, gönderde dalgalanan şanlı bayrağımız bir, bizi Hakk’a ve hakikate yakınlaştıran imanımız bir, huzur içinde yaşadığımız cennet vatanımız bir… Bunca bir içerisinde gidip de tefrika yolunu tutanlara yazıklar olsun. Gelin, Allah bizi hesaba çekmeden kendimizi iğneden ipliğe hesaba çekelim. Bir vicdan muhasebesi yapalım. Cennete girecek bahtiyar kullar olabilmek için içimizdeki ayrık otları temizleyelim. Kirden ve pastan kurtulalım. Kardeşlik çeşmesinden doya doya içip kanalım. Sözlerimi dostluk, barış ve kardeşlik üzerine kaleme aldığım bir şiirimle bitirmek istiyorum:
“Unutulsun kırgınlıklar /Şimdi kardeşlik zamanı
Dünde kalsın dargınlıklar/Şimdi kardeşlik zamanı
Toprak olsun enaniyet/Kimse ödemesin diyet
Halis olsun cümle niyet/Şimdi kardeşlik zamanı
Körükle gitme yangına/Kılıçları sokun kına
Sataşmayın ona buna/Şimdi kardeşlik zamanı
İblise bırak inadı/Yel alsın fitne, fesadı
Taş gibi olmayın katı/Şimdi kardeşlik zamanı
Dostluk, Hakk’ın fermanıdır/Hayır, şerrin dermanıdır
Kenetlenme zamanıdır/Şimdi kardeşlik zamanı
Güller sulandıkça solmaz/Har vurunca harman olmaz
Bu dünya kimseye kalmaz/Şimdi kardeşlik zamanı
Uzak dursun bizden acı/Ağlamasın ana, bacı…
Dostluk başımızın tacı/Şimdi kardeşlik zamanı
Sönmesin yanan ocaklar/Boş kalmasın ak kucaklar
Gülsün, oynasın çocuklar/Şimdi kardeşlik zamanı
Kardeşlik kalmasın sözde /Dostluk bâki kalsın bizde
Tebessümler açsın yüzde/Şimdi kardeşlik zamanı”