enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Resulullah’ın Örnekliği -3      

08.01.2026 14:59
0
A+
A-

Hz. Muhammed(sav) insanlık tarihinin en büyük psikoloğuydu. Büyük bir öfke ve şiddetle kendisini öldürmeye gelenleri teskin ederek gerisin geri döndürüyordu. Tabir caizse onu öldürmeye gelenler onda hayat buluyordu. O, öfke ve şiddetten kuduran insanlığa bir huzur ve sükûn limanı olmuştu. İşte size o günlerden canlı bir sahne… “Mekke’nin fetih günüydü.  Bir adam Resulullah’ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu. Resulullah da adamın bu hâlini gördü ve dönüp seslendi: ‘Titremene lüzum yok, ben kral değilim’ Ve ardından dedi ki; Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.” Böyle insanî bir yaklaşım gösteren bir peygamberin getirdiği dinden ve kitaptan kim şüphe duyabilir ki?

O, Hicret’ten sonra kurulan İslâm Devleti’nin ilk devlet başkanıydı.

Hz. Muhammed (sav)’i İslâm’ın sadece bir tebliğcisi olarak görmek, onu yeterince anlamamaktır. Zira o, Hicret’ten sonra kurulan İslâm Devleti’nin ilk devlet başkanıydı. Liderlik, idarecilik ve ikna kabiliyeti yüksekti. Öyle olmasaydı cahiliye bataklığına saplanmış bir milletten dünyaya ve tüm zamanlara örnek olabilecek bir ashab-ı kiram çıkaramazdı.

Ortalığın putlarla dolu olduğu, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir zamanı hayal edin. Şirk, yürekleri zifiri karanlığa gömmüş. Her taraf salya sümük. Böyle bir zamanın çetin şartları göz önüne alınınca bunun ne kadar büyük bir başarı olduğu açıkça görülür. Demem o ki farz-ı muhal Kur’an göklere çekilseydi Hz. Muhammed (sav)’in örnek hayatından yola çıkılarak İslâm tekrar inşa edilebilirdi. Zira o, Kur’an ahkâmının en somut hâliydi.

Hz. Muhammed(sav), Allah’tan getirdiği ilâhî hakikatleri öncelikle yaşayan, sonra da ümmetine yaşatan örnek bir peygamberdi. O, intikama muktedir iken affetmeyi seçerek farkını göstermişti. Ulu Önder Hz. Muhammet (sav)’i Hz. Ayşe validemize soranlara o şöyle cevap vermiş­tir: “Siz Kur’ân okumuyor musunuz? Onun ahlâkı/yaşayışı Kur’ân’dı.”

Müslümanlar için yegâne hayat önderi Resulullah’tır.

Günde beş vakit minarelerimizden okunan kutlu ezanlarda “eşhedü enne Muhammeder Resûlullah” ifadesi geçiyor. Bunun anlamı:Şehadet ederim ki Muhammed(sav) onun (Allah’ın) elçisidir” demektir. Böyle bir ifadeyi diliyle söyleyip kalbiyle tasdik eden Müslüman, nasıl olur da arzularını ilâhlaştıranların peşinden gider? Onu önder kabul etmek lâfta kalmamalıdır. Bireysel ve toplumsal hayatımızı onun getirmiş olduğu Kur’anî ilkelere göre tanzim etmeliyiz. Hâl ve hareketlerimizle ona lâyık bir ümmet olmalıyız.

Müslümanlar için yegâne hayat önderi Resulullah’tır. O, müminler için kâfi bir örnektir. Onun izinden gitmeyenler hiçbir zaman manevî düzlüğe çıkamaz. Onların huzurdan da nasipleri yoktur. Böyleleri hakikatten uzak, inkâr bataklıklarında bir ömür debelenip dururlar. Gönül tasını nübüvvet çeşmesinden doldurmayanlar, manevî susuzluklarını gideremezler. Ecnebi çeşmelerden içenler, ne yazık ki zehir içtiklerinin farkında değildir.

Yüce Rabbimiz Kur’an’ın birçok ayetinde bizi ısrarla Kur’an’a tabi olmaya ve Hz. Muhammed (sav)’e itaat etmeye çağırıyor. Keza Resul’e itaat, yüce Allah’a itaattir. Yüce Rabbimiz Nisa Suresi’nin 80. ayetinde “Men yutiır resûle fe kad atâallâh” (Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur) diye buyurarak bu ilâhî hakikati teslim ediyor.

Üstad Necip Fazıl gibi “Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;/Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” diyebiliyor muyuz? Onun getirdiği mutlak hakikatlere, eğilip bükülmeden, dimdik durarak teslim olabiliyor muyuz? Bütün kapıları kapayıp yalnız ona giden kapıyı açık tutabiliyor muyuz? Onun sevgisini kazanan ne kaybeder ki? Bir düşün…

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.