20 Haziran 1967’de Zühtü Çetinkaya ile birlikte kurduğumuz Kuşakkaya Gazetesinin her sayısında bir yazımız olurdu.
Hiç yazmadığımız günler olmadı mı?
Sanırım birkaç kez, 1 ya da 2 sayı yazmadıklarım olmuştur.
Önce bir düşme olayı ve onu izleyen soğuk algınlığı nedeniyle, üç haftadır evdeyim. Bu süre içinde yazı yazamadım.
30 yılı aşkın bir süre, gazetede imzalı yazılarımın dışında tüm haberleri de yazardım. 15 yıl öncesine kadar gazete Salı ve Cuma günleri çıkardı. Teknoloji bu kadar gelişmemişti. Ses alma cihazlarımız bile yoktu. Toplantılarda konuşmaların özünü, elle yazmak suretiyle yakalayabilmek için parmaklarımın uyuştuğunu bilirim. Bu yüzden yazım da bozuldu. Aldığım notların üzerinden birkaç gün geçince, kendi yazımı bile okumakta zorluk çekiyorum.
Şimdi öyle mi?
Bilgisayarlar yaygınlaştı. Artık pek çok haber için bir yerlere gitmek gerekmiyor. Valiliğin, Belediyenin, diğer kurumların sitelerine girdiğinizde, oturduğunuz yerde habere de ulaşıyorsunuz.
Esasen gazetelerin gelirleri azaldı, giderleri çoğaldı. Bu koşullar altında fazla eleman alamazsınız.
Gerçekte, gazetecilikte habere bizzat ulaşmalı, dinlemeli, görmelisiniz. Sitelerden haber almak, işin kolaylığına kaçmak oluyor ama buna mecbursunuz.
İlk yıllarımızın (30 yılın) gazeteciliğinde verilen emeğin onda biri bile şimdi verilmeden gazete çıkarabiliyorsunuz.
Bu yönüyle gazeteciliğin cazibesini yitirdiğini söyleyebiliriz.
Esasen, gelirlerinin, giderlerinin altına düştüğü bir koşul altında, ya ikinci bir gelir kaynağınız olacak ya da gazeteciliği bırakacaksınız.
Ben böyle düşünüyorum. Aksini düşünenler de çıkabilir.
Sağlığımız elverirse, karşımıza yazı yazmamızı engelleyen bir durum çıkmazsa yazmaya devam edebilirim.
Tüm Kuşakkaya okuyucularına ve dostlarımıza selamlar, saygılar sunuyorum.