“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur, rahata ve tatmine erer.” (Ra’d, 28)
Tatil dinlenme, eğlenme ve yenilenme anlamında da kullanılır. Bu anlamda herkesin belki iyi bir tatile ihtiyacı vardır. Fakat bu hepten işlerden çekilme şeklinde de olmaz.
İnsan elbette makine değildir, etten ve kemikten teşekkül etmiştir. Akleden beyni, hisseden kalbi vardır. Elbette onun da bütün canlılar gibi vücudunu dinlendirmesi lâzım. “Eşinizin, ailenizin ve kendi nefsinizin sizin üzerinizde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını veriniz.” hadisi insanın ailesini ve kendi nefsini dikkate alıp gereğini yapmasını önermektedir. Demek ki nefis kötülüğü emreder diye ona da zulmedemeyiz. Fakat ruhu ve bedeni dinlendirmek sadece pahalı tatil yerlerine gitmekle olmaz. Bütçemizi aşmayan, tatil sonrası bizi kara kara düşündürüp mağdur etmeyen mütevazı yerlerde de tatil yapabiliriz. Zira hiçbir işte ölçüyü kaçırmamalıyız. “Hayırlı işler ölçülü/dengeli olandır.” hadisi buna vurgu yapmaktadır. Hangi konuda olursa olsun, haddi aşarsak neticesi hayır olmaz. Müslüman her konuda ifrattan ve tefritten kaçınır, orta yolu tutar.
Çalışmaktan ve hayatın keşmekeşi içerisinde yorulan insan elbette belli ölçülere riayet ederek dinlenmelidir. Fakat bu hem beden hem de ruhu dinlendirme şeklinde olmalıdır. Zira bedenin dinlen(diril)mesi her zaman kişide huzur, sükûn ve iyilik hâli oluşturmaz. Bedenin yanında ruhun da dinlendirilmesi gerekir. Bu çok kere pahalı tatil mekânlarında gerçekleşmez. İnsan, dışından içine yönelirse, ruhunun sesini dinlerse aradığı ruh sükûnetini bulur. Bu hususta Rabbimiz bize sihirli formülü şu ayet-i kerimesinde vermektedir: “Haberiniz olsun kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur, rahata ve tatmine erer.” (Ra’d, 28) Rabbimizin bu tavsiyesine uyarsak, Allah’ın varlığını ve yüceliğini tefekkür edersek aradığımız manevî rahatlamayı gerçekleştirebiliriz.
Tatil bir rahatlama hâli olarak bilinse de insanlar genellikle tatilin bitişine doğru kendilerini stresli ve tedirgin hissederler. Buna o yaygın tabirle tatil sonu sendromu da diyebiliriz. Zira o konfor alanını bırakıp eski rutine (tempolu çalışmaya) dönmek kolay bir iş değildir. Bunun için tatilden birkaç gün önce dönüp işe kademeli başlamakta fayda vardır.
Demem o ki İslâmî görevlerimiz tatile girmemizle birlikte üzerimizden düşmez.
Kapitalizmin ağa babaları, Müslüman’a hiç de uymayan (yakışmayan) sözde modern bir yaşam biçimini tatil masallarıyla soslayarak bizlere şirin gösterme gayreti içerisindedirler. Bu aslında bir çeşit dayatma demektir. Zira bize ait olmayanı bize şirin göstererek o daire içerisine girmemizi istiyorlar. Bunu gerçekleştirmek için de kırk dereden su getiriyorlar.
Bugünkü kapitalist anlamda tatil kavramı aslında Müslüman’ın olmazsa olmazı değildir. Bedenimizi ve ruhumuzu dinlendirmek için birilerinin kapitalizm değirmeninin çarkına su taşımak mecburiyetinde değiliz. İnsan kendi imkânları ve çevre şartları içerisinde de tatil yapabilir. Tatilden maksat tebdil-i mekânsa yazın köye giderek de bunu pekâlâ gerçekleştirebiliriz. Orada bağımızla bahçemizle ilgilenip üzerimizdeki stresi atabiliriz.
İyi bir tatil yapmak için ille de beş yıldızlı otellere gidip su gibi para harcamak gerekli değildir. Maksat ruhu ve bedeni dinlendirmekse bu, mütevazı yerlerde daha iyi gerçekleştirilir. Kişi sakin bir ortamda ruhunun sesini dinlemeye çalışır, huzur ve sükûn bulur.
Dünyaya gereğinden fazla anlam yükleyen (başka bir tabirle dünyevileşen) bilinçsiz ve doyumsuz insanların tatili, gafleti ve rehaveti beraberinde getirir. Bu da söz konusu kişinin ilâhî görev ve sorumluluklarını unutmasına zemin hazırlar. Oysa Müslüman bu iki kavramdan fersah fersah uzak durmalıdır ki gerçek kurtuluşa ve cennete erişebilsin.