Maaş ve ücretlerin, emekli aylıklarının beklenin altında artışı, enflasyonun kâğıt üzerinde gösterilenin gerçeği yansıtmaması, ev kiralarının ve konut fiyatlarının uçması, kamuda çalışanların bir parti elemanı gibi görünmesi ya da öğle davranmalarının istenmesi gibi türlü türlü krizlerin yanı sıra, şimdi de, sitelerde aidat krizi çıktı.
Sitelerde, bir arıza çıkarsa, yönetici ya da yönetim kadrosu o arızayı giderir ve bedelini de site sakinlerinden alır.
Arıza sürekli çıkacak olasılığını bahane edip, ev sahiplerinden ya da kiracılardan sürekli yüklü aidat istenmez.
Belki hepsi değil ama kimi siteler, olağan aidatları yüzde üç yüz, dört yüz artırmışlar.
Bir gece baktık, bir kentimizde ışıklar sürekli yanıp sönüyor, tencere tava sesleri birbirine karışıyor.
Ne oluyor?
Derken, öğrendik ki, anormal aidat artışları ev sahiplerini ya da kirada oturanları ayağa kaldırmış!
Öğle ya, aidat artışının da bir ölçüsü olur. Site sakinleri toplanır, görüşülür, tartışılır, anlaşılır bir rakam üzerinde herkes “olur” der, sorunu orada çözülür.
Biliyorsunuz, dağlarda, ormanlarda, hayvanlar arasında, konuşup anlaşma olmayınca, “Gücü yeten, yetene” olur.
İnsanların elbette hayvanlardan bir farkı vardır. İnsanlar konuşur, tartışır, bir noktada anlaşır, hayvanlar gibi boğazlama olmaz, ortaklaşa vardıkları sonuca göre karar kılar ve herkesin ortak arzusu ile varılan anlaşma uygulanmaya konur.
Hiç kimsenin hakkına, hukukuna rıza göstermediği, olağan yollardan da hakkını alamadığı bir noktaya mı sürükleniyoruz?
Zaman zaman, direnişlerde görüyoruz, insanlar; “HAK.. HUKUK…ADALET” diye bağırıp duruyorlar.
Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği kanun devletlerinde kimselerin ortaya dökülerek hak, hukuk, adalet diye bağırıp çağırmasına gerek yoktur. Adli makamlara verdiğiniz bir dilekçe ile işler tıkır tıkır işler.
Ne olduysa bizim ülkemizde işler öğle yürümüyor. Bir krizi atlatıyoruz derken başka krizler devreye giriyor.
Krizler ülkesi olup çıktık.