enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
15,8788
EURO
16,8403
ALTIN
941,29
BIST
2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Az Bulutlu
8°C
Gümüşhane
8°C
Az Bulutlu
Cuma Açık
17°C
Cumartesi Açık
23°C
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
11°C

Kimine göre derviş, kimine göre deli: Sultan I. Mustafa – 15

0
A+
A-

Tahtın ailenin en büyük oğluna verilmesinin ilk adımı: Sultan I. Mustafa

Bir cihan devleti olan ve dünyaya adalet dağıtan Osmanlı’nın 15. padişahı, İslâm ümmetinin 82. halifesi olan Sultan I. Mustafa 1592 yılında babasının sancak beyi olarak bulunduğu Manisa’da doğmuştur. Babası 13. Osmanlı padişahı III. Mehmed’dir. Abaza asıllı olduğu söylenen annesi hakkında herhangi bir malumat yoktur. O yüzden kendisinden Valide Sultan olarak söz edilir. Bu konuda değişik bilgiler verilse de bunların dayanağı yoktur.

  1. Ahmed 14 yaşında tahta çıktığı zaman tek erkek kardeşi olan I. Mustafa’nın hayatına dokunulmamıştır. Zira I. Ahmed Han’ın henüz bir erkek varisi yoktu. Bir rivayete göre de III. Mehmed’in tahta geçtiğinde 19 kardeşini birden öldürtmesinin halkta meydana getirdiği infialin I. Mustafa’nın öldürülmeme sebeplerinden biri olduğu da söylenir. Yine bir kısım yabancı kaynaklı söylentilere göre I. Ahmed’in kardeşi I. Mustafa’yı birkaç defa öldürtmeye teşebbüs ettiği; fakat daha sonra bundan vazgeçtiği ifade edilir. Venedik elçisi Contarini’nin bununla alakalı bir raporunda padişahın bu niyetini ilkinde âniden rahatsızlanması, ikincisinde de büyük bir fırtınanın patlak vermesiyle ertelediği belirtilir. Tarihî meseleler belgelere dayandırılmalıdır. Bu konuda kesin bir belge ve bilgi yoktur. Söylenenler yorumdan ibarettir.

Tarihçilerin belirttiğine göre I. Mustafa zayıfça, minyon yapılı, seyrek sakallı, iri siyah gözlü, solgun ve güzel yüzlüydü. Babasının 1595’te tahta cülus için Manisa’dan ayrılmasının ardından kardeşleriyle İstanbul’a götürüldüğü, yaşamının daha çok Üsküdar ve Davutpaşa Sarayı’nda geçtiği söylenir. İlk eğitimini sarayda alsa da onun diğer şehzadeler gibi çok iyi bir eğitim aldığı da söylenemez. Fakat dinî konulara bariz bir  ilgisinin olduğu söylenir.

Sert mizaçlı ve öfkeli bir padişah olarak bilinen I. Mustafa, babası III. Mehmed öldüğünde on iki yaşındaydı.  Abisi I. Ahmed tahta geçtiğinde I. Mustafa her ihtimale karşı yine de Harem-i Hümayunda şehzadeler dairesinin bir odasına kapatılmıştı. On dört yıldan beri kafes denilen bu yerde  bir başına yaşamaya mahkûm edilmişti. Hassas ve kırılgan bir yapıya sahip olan I. Mustafa’nın sarayda çok sıkı gözetim altında tutulması ruhsal durumunu daha da sarsmış, aklî dengesinin bütünüyle bozulmasına sebep olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde hükümdarlık babadan oğula geçiyordu. I. Ahmed ölünce Darüssaade Ağası Mustafa Ağa, Şeyhülislâm Hocazade Esad Efendi ve Kaymakam Sofu Mehmed Paşa, diğer devlet erkânını da bir şekilde ikna ederek, mevcut veraset sisteminin dışına çıkıp Şehzade I. Mustafa’yı padişah yapmışlardır. Böylelikle I. Ahmed’in ölümüyle sistem değişmiş, saltanatın ailenin en büyük oğluna geçmesini öngören sistem getirilmiştir. I. Ahmed’den sonra ilk kez kardeşi I. Mustafa tahta geçerek taht sistemindeki bu yeniliğin başlamasının ilk adımı oluşturmuştur. Eski sistem devam etseydi I. Ahmed ölünce onun 13 yaşındaki oğlu II. Osman tahta geçecekti. Fakat sistem değiştirildiği için böyle olmamıştır. Bunda I. Ahmed’in sarayda çok etkili olan eşlerinden Kösem Sultan’ın II. Osman’a değil de, kendi oğullarına taht yolunu açma isteğinin de etkili olduğu söylenebilir. Bu konuda rivayetler muhteliftir.

Tahtta ve taçta hiç hevesi olmayan, bu yüzden de bu ateşten gömleği giymek için hiçbir ön hazırlık yapmayan, bu yola değişik kesimlerin oyunlarıyla zoraki sokulan Sultan I. Mustafa 1617’de kendini tahtta bulmuştur. Bu işe kendisi de fazlasıyla şaşırmıştır. I. Mustafa adet olduğu üzere cuma günü Eyüp Sultan’a giderek burada kılıç kuşanmıştır. Rivayet odur ki o gün hazineden 100 kese tutarında altın cülûs bahşişi olarak dağıtılmıştır.

Devlet işleriyle ilgilenmeyi ve padişah olmayı istemeyen Sultan I. Mustafa iki kez tahta geçmiş bir Osmanlı padişahıdır. Zamanın devlet erkânı onun padişah olması konusunda ısrarcıydı.  İlk saltanatı aklî dengesinin yerinde olmadığı sebebiyle üç ay dört gün sürmüştür. 26 Şubat 1618 tarihinde tahttan indirilerek  yerine II. Osman tahta geçirilmiştir. Fakat onun kendi isteğiyle tahtı terk ettiği görüşü de rivayetler arasında vardır.  Öte yandan amcasının yerine tahta geçen II. Osman, ilk iş olarak Hotin seferine çıkarken saltanatı için tehlikeli gördüğü kardeşi Mehmed’i öldürttüğü halde amcası I. Mustafa’ya aklî durumu sebebiyle hiç dokunmamıştır. Daha sonra bu düşüncesinde yanıldığını anlasa da iş işten geçmiştir.

Osmanlı’da hazin bir dönem yahut Genç Osman’ın bahtsızlığı

Osmanlı tarihi içerisinde “Genç Osman” olarak da adlandırılan ve büyük umutlarla padişah olan  II. Osman’ın taht yılları ne yazık ki uzun sürmemiştir. II. Osman yenilik yanlısı olmayanların tahrikleriyle Yeniçeriler tarafından tahttan indirilmiştir. Ardından  I. Mustafa 19 Mayıs 1622’de ikinci kez padişah olmuştur. Daha doğrusu bazı çıkarcı kesimler sinir hastası olan bu şahsı menfaatleri gereği bile bile ikinci kez tahta geçirmişlerdir. II. Osman’ın tahttan indirilmesi olayında etkili olan yeniçeriler ve sipahiler, daha kolay kullanabileceklerini düşündükleri I. Mustafa’yı tekrar tahta çıkarmayı kararlaştırmışlardır. İleride ayan beyan görülecek olan bu yanlış karar, büyük ihtimalle daha önce alınmış planlı bir karar değil, saray baskını sırasında ansızın gelişen bir düşüncenin tezahürüdür. Zamanın uleması ve özellikle Şeyhülislam Esad Efendi bu işe ısrarla karşı çıksa da mantık değil duygular galip gelmiş, onu dinleyen olmamış, hatta ulemayı ve şeyhülislâmı ona zorla biat ettirmişlerdir.

Altı asırlık haşmetli  Osmanlı tarihinde Sultan I. Mustafa dönemi her yönüyle karmakarışık ve talihsiz bir dönemdir. Tarihçi Feridun Emecan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Mustafa I” maddesinde bu dönemin nahoş hadiseleriyle ilgili olarak şunları yazar: “9 Receb 1031 (20 Mayıs 1622) Cuma günü öğle vakti Topkapı Sarayı’na getirilen Mustafa için burada resmî biat töreni icra edildi, adına camilerde hutbe okundu. Onun bu ikinci saltanatı tamamıyla II. Osman hadisesinin gölgesi altında kaldı. II. Osman’ın feci âkıbeti hem İstanbul’da hem taşrada yeniçeri ve sipahilere karşı büyük bir nefretin doğmasına yol açtı. Bu durum merkezde birbiri peşi sıra çıkan isyanların ve karışıklıkların başlıca sebebini oluşturdu. Olaylarda I. Mustafa’nın doğrudan hiçbir tasarrufu olmadığı, hatta sadrazam tayinlerinde dahi bir etkisinin bulunmadığı açıktır. Kara Dâvud Paşa ve Mere Hüseyin Paşa gibi sadrazamların iktidar mücadeleleri sırasında sıkça askeri kullanmaları ve bunların çeşitli isteklerle saraya gitmeleri gibi hadiseler, Mustafa’nın tamamen dışında, annesinin ve etrafındakilerin aldığı tedbirler veya verdikleri tavizler vasıtasıyla yatıştırılabiliyordu. Hatta kendi çıkarları için onun saltanatını sağlamlaştırmak isteyen annesinin ve Dâvud Paşa’nın I. Ahmed’in oğulları Murad ve İbrahim’i katlettirme planlarından da haberdar değildi.”

Sultan I. Mustafa devri olaylarına bakış

 

  1. Osman’ın cezası tahttan indirilmekle sınırlı kalmamış, çeşitli hakaret ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra Yedikule Zindanları’nda boğdurularak hunharca şehit edilmiştir. Bu elim hadiseden sonra tabir caizse sular bir türlü durulmamıştır. Olaylar büyüdükçe büyümüş, önü alınamaz bir hâle dönüşmüştür. II. Osman’ın öldürülmesinde baş rolde olan Kara Davut Paşa’ya karşı tepkiler bir çığ gibi artmış, bu durum Davut Paşa’yı güç durumda bırakmış, o da Genç Osman’ı I. Mustafa’nın emriyle öldürdüğü yalanını uydurmuştur. Fakat bu yalan inandırıcı olmamış ki Kara Davut Paşa da aynı yeniçeriler ve sipahilerce önce sadrazamlıktan uzaklaştırılmış, daha sonra da gizlendiği bir samanlıkta yakalanarak kellesi uçurulmuştur.
  2. Mustafa’nın aklî zafiyeti devlet yönetiminde ciddi aksaklıklara neden olmuş, yönetim işleri paşalara ve I. Mustafa’nın annesine kalmıştır. I. Mustafa yönetimde sadece isim olarak gözükmüş, pratikte hiçbir etkisi ve yönetime katkısı olmamıştır. Onun ikinci kez padişah olmasını isteyen askerler de ne büyük hata yaptıklarını anlamış olsalar da bir kere iş işten geçmiştir. Fakat bunun böyle sürdürülemeyeceği de açık ve net bir biçimde anlaşılmıştır. Bunun üzerine sadrazam Kemankeş Ali Paşa, zamanın devlet erkânını evinde toplayarak neler yapılması gerektiği konusunda onlarla fikir alışverişinde bulunmuştur. Bu toplantı neticesinde devletin bekası ve selâmeti için padişahın bir an evvel tahttan indirilmesine karar verilmiştir.

Sağlık durumunda bir düzelme olmayan I. Mustafa’nın ikinci saltanat dönemi bir yıl üç ay 22 gün sürmüştür. Bir kez daha aklî dengesinin yerinde olmadığı ileri sürülerek 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin fetvasıyla tahttan indirilmiştir. Onun yerine 11 yaşındaki yeğeni, Kösem Sultan’ın oğlu IV. Murad tahta geçmiştir. I. Mustafa’nın akıl sağlığı yerinde olmadığı için hiçbir kadını yanına yaklaştırmamış, dolayısıyla da çocuğu olmamıştır. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşamış, 20 Ocak 1639 tarihinde Topkapı Sarayı’nda bir sara krizi neticesinde hayata veda eylemiştir. Ayasofya Camii’nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yere sessiz bir merasimle defnedilmiştir.

Sultan I. Mustafa derviş mi deli mi?

Devlet yönetiminde sıkıntılara yol açan Sultan I. Mustafa’nın psikolojik durumu farklı kesimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bazı kesimler ona “deli” damgası vururken bazı kesimler de onu dini bütün bir “derviş” olarak kabul etmiştir.  Onun başkalarınca yadırganan ve vurdumduymaz olarak nitelendirilen davranışları bazı kesimler tarafından  cezbe hâlinin tezahürleri olarak da görülmüştür. Kısaca söylemek gerekirse herkes görmek istediğini onun hayat aynasında görmüş, davranışlarını o minval üzere yorumlamıştır. Bu tarz yorumlara  Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi Tarihi’nde rastlamak mümkündür. Ona göre Sultan I. Mustafa, Topkapı Sarayı’ndan dışarı çıkarak av faaliyetlerine katılmakta;  silah, tüfek, ok, yay ve kalkan gibi askerî aletlere fazlasıyla ilgi duymaktadır.  Hatta bizzat Tophane’ye giderek yanındakilere top atışı yaptırmaktadır. Bunun yanında tersanelere gidip gemi yapım çalışmalarını yerinde incelediğini söyleyen tarihçiler de vardır.

Sultan I. Mustafa’nın dünyanın malında, mülkünde ve makamlarında asla gözü yoktu.  O hep mütevazı bir hayat yaşamayı yeğlemiştir.  Padişah olmak için büyük istek duyanların aksine o, padişah olmamak için çevresindekilere adeta yalvarmıştır. Fakat onun üzerinden menfaat sağlamak isteyenler onun adını kullanmak için padişah olmasında ısrar etmişlerdir. Padişahlıktan alındığında hiçbir üzüntü belirtisi göstermemiştir. Onun dindarlığı konusunda hemfikir olan çevreler onun sarayda başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, sürekli kitap okuduğunu, zamanının çoğunu ibadet ve tefekkürle geçirdiğini söylemişlerdir.

Sultan I. Mustafa sağlıklı bir ruh hâline sahip olamadığı, dünyaya ve içindekilere değer vermediği için devlet yönetiminde hep olumsuzluklarla anılmış, otoriteyi hiçbir zaman eline alamamış, sarayın diğer erkânı tarafından hep kullanılmış, ölümünden sonra geriye ne yazık ki herhangi bir eser de bırakamamıştır. Fakat onun hayırsever bir insan olduğunu, çevredeki fakir insanlara hayır hasenatta bulunduğunu, hatta balık havuzlarına altın atarak bunların hizmetçiler tarafından aralarında bölüştürülmesini amaçladığını söyleyenler çoktur.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.