Kalıcı olan nedir?
Bu soruya, çok farklı yanıtlar veren olur. Ama bilgi açısından en güzel yanıtı, Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey’in kayınpederi olan Şeyh Edebali Veriyor.
Edebali Diyor ki: “Kişinin gücü bir gün tükenir. Ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.”
Kişi olarak, kurumlar olarak, Devlet olarak; yollar, köprüler, hastaneler, çeşmeler, camiler yapabilirsiniz. Bu eserler kaldığı sürece hayırla ve rahmetle anılabilirsiniz. Ne var ki, dünyaya bıraktığınız maddi eserlerin bir ömrü vardır; yüz yıl, iki yüz yıl, daha çok. Ama sonunda biter.
Kalıcı olan bilgidir, edeptir, ahlaktır, doğruluktur.
Halk arasında söylenen bir söz vardır. Nedir?
“Şimdi rağbet; zengin ile güzele”
Zenginlik ve güzellik ne kadar sürer?
Bunun yanıtını da değerli hemşerimiz; şair, yazar, yönetici ve parlamenter Şinasi Özdenoğlu veriyor:
‘Eşsiz güzelliğini kıskanıp çalan zaman
Bırak, çağlayan gibi aksın omuzlarından”
Yıl, 1957. Kelkit Özel İdaresinde kamu görevlisi olarak çalışıyorum. İlkokuldan öğretmenim olan, Kelkit Cumhuriyet İlkokulu Müdürü Sayın Naci Güven, iki bayan öğretmene, stajyerliklerinin kaldırılması için, hazırlayacakları tezle ilgili yardımcı olabileceğimi önermiş. Öğretmenler geldi, beni buldu. Altı ay vekil öğretmenlik yapmamın ötesinde, öğretmenlikle ilgili özel bir eğitim almadığımı söyledim ama rıza göstermediler.
O yıllarda Atatürk Eğitim Enstitüsünün Müdürü olan Vedide Baha Pars’ın “Eğitim Psikolojisi” adlı eserini getirttirdim. Halkevlerinden kalma eğitimle ilgili dergiler buldum. Bulduklarımı okudum, yararlandım, sonra da öğretmenlerin istediği konuda bilgileri daktiloda yazarak kendilerine verdim. Kelkit’te kaldıkları sürece karşılaştığımızda selamlaştık, konuştuk. Sonra onlar ayrıldı. Aradan 55 yıl geçti.
Yaşlı bir bayan geldi gazeteye. “Turan Bey, beni tanıdın mı?” diye sordu. Tanıyamadığımı söyledim. Üzüldü.55 yıl önce, tezleri için yardımcı olduğum öğretmenmiş.
Belleğimde kalan, öğretmen hanımın o tarihteki fiziki görünümünden bir eser kalmamış. Nasıl tanıyacaktım?
Şinasi Özdenoğlu’nun üst satırlarda sunduğum iki dizelik şiirini anımsattım:
“Eşsiz güzelliğini kıskanıp çalan zaman
Bırak çağlayan gibi aksın omuzlarından”
Ortada, kalıcı bir bilgi, bir eser, bir kültür öğesi yoksa, zaman geride kalanları silip süpürüyor. Şimdi, rahmeti rahmana kavuşan o öğretmenle ilgili örneği de bu amaçla verdim…
Kalıcı olan maddi varlıklar değil, manevi varlıklardır.
Ot gibi yaşayıp, ot gibi ölmekten ne çıkar? Hüner, ortaya kalıcı bir eser bırakmaktır. O eser de bilgi olur, kültürel bir varlık olur.