Yazılarımı okuyanlar bilirler; atasözlerini, halk deyimlerini sık kullanırım. Çünkü atasözleri ve halk deyimleri, yılların deneyiminden süzülerek gelmişlerdir. İnsanın kendine ettiğini, insanın insana ettiğini düşman da etmez düşüncesine kapıldığım olur.
Siyasal patilerinin sözcülerini, yöneticilerini dinlerken aklıma hep bu deyimler ve atasözleri gelir.
İnsanların yazılarından, konuşmalarından, mektuplarından insani değerlere ne kadar önem verdiği ve ahlak seviyesi, kültür seviyesi ortaya çıkar.
Bu açıdan, siyaset adamlarının konuşma biçimlerinin ortaya koyduğu karneler hiçte iyi değil.
Siyasete atılmayı düşünen genç kuşaklar, siyaset adamlarını dinlerken, bunların nesinden örnek alacaklar? Siyasete atılmayı planlayan genç kuşaklar; ya günümüz siyaset adamlarına karşın kendileri örnek olacak bir çizgi izleyecek, ya da siyaset adamı olmaktan vazgeçecekler.
Siyasi partiler ve bu partileri kuranlar, devam ettirenler, kendilerine, yakınlarına değil, bu ulusa ve bu ulusun bireylerine hizmet etmek için kurar ve sürdürürler partilerini. Birbirlerine ağıza alınmaması gereken sözler söyleyerek değil.
Yaşım gereği, 1955 yılından bu yana (O yıllarda kamuda da çalışmıştım) Siyasi Parti başkan ve sözcülerini dinlerim. Sözü, günümüze getirecek olursak, durum hiç de iyi görünmüyor.
Siyaset adamlarının yalnız konuşma biçimleri değil, kaba kuvvete başvurdukları, halkı da bu konuda işin içine katmaya çalıştıklarını, hatta özendirdiklerini ve bunun için kötü örnek olduklarını da görüyoruz. Kötü olmanın yanı sıra, tehlikeli olan da budur. Kimi kez, halkın, kendilerini yönetenlerden daha ileride olduklarını da gözlemliyoruz.
Siyaset adamlarının bu davranış biçimleriyle, yalnız birbirlerine değil, halka da, ülkeye de kötü örnek olduklarını gördükçe, dış düşmanlar da partilerin partilerine ettiğini etmez gibi bir kanaat meydana geliyor belleğimde.
Bilmem haksızlık mı ediyorum?