Türküler deruni hissiyatın bir ifade çeşididir.
Türküler deruni hissiyatın bir ifade çeşididir. Milletimiz duygu ve düşüncelerini bu yolla anlatmış. Sevdiğine bu yolla seslenmiş; bazen sitem etmiş, bazen de sevdiğinin gönlünü almaya çalışmış. Sonra da aradan çekilmiş. Böylece sitem ve övgüleri millete mal olmuş.
Anadolu insanının hüzünlü hikâyesini türkülerden takip ederiz. Aşkları, hüzünleri, neşeleri türkülere sinmiştir bu asil insanların. Bu yüzden türküler bazen coşturur, bazen de hüzünlendirir dinleyenleri. Yaşanmış her ne varsa türkülerin nağmelerine sinmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi “Türk insanının yazılamayan romanı, türkülerde saklıdır”
Türküler deruni hissiyatın bir ifade çeşididir.
Türküler deruni hissiyatın bir ifade çeşididir. Milletimiz duygu ve düşüncelerini bu yolla anlatmış. Sevdiğine bu yolla seslenmiş; bazen sitem etmiş, bazen de sevdiğinin gönlünü almaya çalışmış. Sonra da aradan çekilmiş. Böylece sitem ve övgüleri millete mal olmuş.
Anadolu insanının hüzünlü hikâyesini türkülerden takip ederiz. Aşkları, hüzünleri, neşeleri türkülere sinmiştir bu asil insanların. Bu yüzden türküler bazen coşturur, bazen de hüzünlendirir dinleyenleri. Yaşanmış her ne varsa türkülerin nağmelerine sinmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi “Türk insanının yazılamayan romanı, türkülerde saklıdır.”
Çoğunun yazanı ve düzeni belli değildir türkülerimizin.
Çoğunun yazanı ve düzeni belli değildir türkülerimizin. Hepimizin ortak malıdırlar. Onlar hayatımıza renk ve ahenk katarlar. İçimizdeki sızıya ve alnımızdaki yazıya yol verirler. Şair Bedri Rahmi Eyüboğlu bakın ne güzel anlatmış gönül telimizi titreten türkülerimizi: “Âh bu türküler /Türkülerimiz/Ana sütü gibi candan /Ana sütü gibi temiz/Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/Köyümüz, köylümüz, memleketimiz./Âh bu türküler,/Köy türküleri/Dilimizin tuzu biberi/Memleket ahvalini onlardan sor/Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i/Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni./Ben türkülerden aldım haberi//Âh bu türküler, köy türküleri /Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak /Hilesiz hurdasız, çırılçıplak/Dişisi dişi, erkeği erkek/Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara/Bıçağı bıçak/Âh bu türküler köy türküleri/Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi/Kiminin reyhasından geçilmez/Kimi zehir, kimi zemberek gibi.”
Türküleri türkücülerin dilinde tanıdık ve sevdik. Onlar açtı türkülerdeki hissiyatın kalın perdesini. Bazen türküler türkücüleri, bazen de türkücüler türküleri vitrine çıkardı. Türkücüyle meşhur olan türkülerin yanında, bazı türkülerle meşhur olan türkücüler de vardır.
Ölümü bir hicran olarak görsek de aslında bir vuslattır ölüm…
Ölümü bir hicran olarak görsek de aslında bir vuslattır ölüm… Fenadan bekaya uzanan muhkem bir köprü… Kimler geçmedi ki bu köprüden… Bu köprüden geçmemeye çare var mı? Hem bu dünya terk edilmeyecek kadar cazip mi sanki… Cennet hayatıyla bu dünyayı kıyaslamak bile abestir. Durum bundan ibaretken niçin bu kadar soğuk karşılarız ölümü?…
Ne mutlu öldükten sonra rahmetle anılanlara!….
Ölümden sonra, geride hoş bir seda bırakabildiysek kederlenmeye ne hacet var? Rahmetle anılmak kadar büyük bir nimet var mıdır? Bunu yaşarken hesaba katanlar ve o minvalde yaşayanlar hiç unutulmazlar. Ne mutlu öldükten sonra rahmetle anılanlara!….
Her ölüm, aslında gelecekte vuku bulacak kendi ölümümüzü hatırlatır bize. Biraz da bu yüzden hüzünleniriz. Ölüm hep gündemimizde olmalı… Zira “Lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikrediniz” hadisini unutmamak lazım. Ölümü unutursak gaflet uykusuna dalabiliriz.