Her gün kendi hüznüyle ve sevinciyle gelir.
Ölüm kaçınılmaz bir hakikat olarak hayatın hep merkezinde durur. Onun modası hiçbir zaman geçmez. İnsan ölümden uzak yaşamak istese de, hep içinde taşır lezzetleri acılaştıran ölümü. Bir gölge misali gittiği yere götürür. O, her dem taze, diri ve iridir. Güneş kıyamete dek hep doğacak olsa da, biz onu her zaman göremeyeceğiz. Zira güneş bizsiz de doğacak elbet. Güneşin ölümü, dünyanın ölümünün milâdıdır; bizimkisi ise son nefes…
Her gün kendi hüznüyle ve sevinciyle gelir. Hayat hep gül pembe libaslar sunmaz bize. Bazen katran karası olur o masmavi gökler. Yarınların nelere gebe olduğu bilinmez. Gün dolanır yıllar geçer. Geçen zaman, nice kekremsi hüzünleri gönül evimizin kapısına süpürür. Zira hayat siyah beyaz bir film gibidir. Gün gelir siyahı, gün gelir beyazı vizyona girer. Mümin ve muvahhit insanlar hadiseler karşısında şekva etmekten hicap duyar. Mümin daima şükür makamında oturur. Şekva çöplüğünde oturmak, imtihan sırrına eremeyenlerin tavrıdır.
Halk edebiyatı henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir kültür hazinesidir.
Türk halk edebiyatı henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir kültür hazinesidir. Bu büyük kaynaktan tam anlamıyla haberdar değiliz. Bu muhteşem şiir konağında geçmişten günümüze kadar binlerce halk şairi konaklayarak on binlerce şiir söylemiştir. Bu şiirler sözlü gelenekle bugünlere geldiği için çoğu değişmiş veya kaybolmuştur. Günümüzde halk şiiri geleneği devam etse de eski ihtişamından ve özgünlüğünden çok şeyler kaybetmiştir.
Halk şairleri toplumsal hayatın merkezinde yer aldıkları için, insanların iyi kötü her ne varsa yaşadıklarını gerçekçi bir bakışla yansıtırlar. Onlar hayata ve insanlara tepeden bakmazlar. Halkın içinde yaşadıkları için, olup bitenleri çok iyi gözlemlerler ve şiirlerine yansıtırlar. Sözlerinin ilham kaynağı halktır. Toplumu ilgilendiren sorunlar onları da yakından ilgilendirir.
Ayrılıkları çağrıştırır sonbahar.
Ayrılıkları çağrıştırır sonbahar; yaprağı dalından, arıyı balından koparır; yalnızlığın orta yerinde bulursunuz kendinizi. Ruhumuzdaki baruttan dağlara çakılan bir kibrittir sonbahar… Nedense hüzün mevsimi olarak yerleşmiştir belleklerimize. Sonbahar ki hayatın gerçek yüzüyle yüzleştirir bizi; faniliğin boşluğunda bozulur yaşamak denen büyü… Tabiat soyunur, çıkarır yemyeşil elbisesini. Sadece yaprakları değil, umutları da döker sonbaharın sert rüzgârları… Pusu kurar canların güzergâhında… Ölüme çıkar bütün merdivenler… Filmin son perdesidir, hayat şarkısının son nakaratıdır, ölüme açılan en son kapıdır sonbahar…
Kültür hayatımızı aydınlatan yıldızlar birer birer çekiliyor gönül göklerimizden.
Kültür hayatımızı aydınlatan yıldızlar birer birer çekiliyor gönül göklerimizden. Onlar çekildikçe manen karanlıkta kalıyoruz. Işığımız kör karanlıklar tarafından perdeleniyor. Gün ortasında olsak da önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Bizi anlayan ve bizi bize anlatan gül kokulu kalemler tükendikçe kalabalıklar ortasında gittikçe yalnızlaşıyoruz.
Hakikatlerin tercümanlığını yapan kalemler arkamızda birer dağ gibi durdukça yarınlara dair güvenimiz ve umutlarımız diri ve iri kalıyor. Fakat gün geliyor ki kalemin mürekkebi tükeniyor. Bu kalemlerin mürekkebi tükenince bir daha doldurulamıyor. Onların tükenmesi doğrusu gücümüzü eksiltiyor.