enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Hakikat Penceresinden İslâm’ı ve Müslümanları Hüzünle Seyre Dalmak-2

01.04.2026 12:05
0
A+
A-

Önceliklerini yanlış belirleyen kişilerin akıbetinin hüsran olacağı açıktır. Bu durum Müslümanların inanç akideleri için de geçerlidir. Perişanlığımızın, dağınıklığımızın, uyuşukluğumuzun temel nedeni, önceliklerin yanlış belirlenmesi, ayrıntıların esas hükümleri gölgede bırakmasıdır. Bu kişiler arası ilişkilere de yansımakta, zeminin kaymasına yol açmaktadır. Bizi aynı paydada birleştiren dinî hakikatlere sarılarak bu ayrılık uçurumundan uzaklaşıp selâmete koşabiliriz. Aksi takdirde ancak uçurumun dibinde buluşabiliriz.

Türkiye başta olmak üzere bütün Müslüman ülkelerin en büyük meselesi inanç akideleriyle gelenekleri birbirine karıştırmasıdır. Dini, gelenekle bütünleştirme çabaları geleneğin kutsallaştırılması sonucunu doğurmuştur. Bu durum dinin doğru anlaşılmasını engellemiş, bazı durumlarda geleneksel kanaatler ayet ve hadislerin önüne geçmiştir.

Gelenek ve görenekler (töreler) İslâm hükümleri olarak algılanmamalıdır.

Türkiye’de bir kısım yerleşik gelenek ve görenekler, töre kanunları bazı yer ve durumlarda Müslümanlığın akidelerinin önüne geçebilmektedir. Müslümanlığın bir kısım esasları etkisini kaybederek töreye ve geleneğe büründürülmektedir. Daha doğrusu gelenek ve görenekler Müslümanlık boyasına boyanmış, öylece özden uzak farklı (yapay) bir Müslümanlık sentezi oluşturulmuştur. Bunun biraz daha ötesine geçilerek İslâm dinine hurafeler sokulmuş, tertemiz İslâm pınarı bulandırılmaya başlanmıştır. Gelenekler bazı çevrelerin zorlamalarıyla Müslümanlık sayılmıştır. Böylece kafalar iyice karıştırılmıştır.

Müslümanlık saf, arı duru bir dindir. Daha doğrusu yozlaşmamış Kur’an Müslümanlığı böyledir. Bazı çevreler bu dini ifsat etmek için içine çerçöp kabilinden bir sürü lüzumsuz, hatta zararlı düşünceler sokmuşlardır. Son yıllarda İslâm denince akla şiddet, işkence, kadını eve hapseden ve sosyal hayattan soyutlayan bir anlayış geliyor. Benim Peygamberim Hz. Muhammed (sav)’in getirdiği İslâm’da böyle bir düşünce yoktur. İslâm şiddeti şiddetle yasaklamıştır. Sadece insanlara değil, diğer canlılara bile işkence yapmak İslâm’ın günah saydığı eylemlerdendir. İslâm; kadını eve hapsetmemiş, aksine uygun zeminlerde sosyal hayatta ona yükümlülükler vermiş, tebliğ vazifesini ona da yüklemiştir.

İslâm’ı sağlam kaynaklardan öğrenelim.

İslâm’ı gerçek kaynağından değil de onu yanlış tatbik eden sözde Müslümanlardan öğrenenler çelişkiler yumağı içerisinde gidecekleri gerçek yolu, sırat-ı müstakimi bulamıyorlar. İslâm’ın kadına yaklaşımı konusunda da kendini Müslüman zanneden fakat bu dini anlamaktan ve yaşamaktan uzak kişilerin bazı yanlış uygulamaları esas alınıyor. Resulullah’ın Veda Hutbesi’nde kadın haklarıyla ilgili ifadelerini bir okuyun da hükmünüzü ondan sonra verin. Kâinatın medar-ı iftiharı Efendimiz, kadınlarla ilgili şöyle buyuruyor:  “Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim.” Durum bu iken Batılıların zihnindeki yanlış İslâm imajını silmek, doğrusunu zihinlere yerleştirmek biz Müslümanların en büyük vazifesizidir. Bunu lafla değil, tavır ve davranışlarımızla yapacağız. Zira ‘Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.’ demiş şair Ziya Paşa.

Müslüman ‘güzel ahlâklı insan’ demektir. Güzel ahlâkı elde etmek için iyi bir dinî eğitim almak gerekir. Buna ‘nefis terbiyesi’ de diyebiliriz. Zira nefsinin yolunda gidenin iyi ahlâk sahibi olması beklenemez. Çünkü nefis daha çok şeytanın sözcülüğünü yaptığı için insana hakikat yolunu göstermez. Müslüman, nefis frenine basmak için daima teyakkuzda olmalıdır. Bizler nefsin fısıltılarına kulaklarımızı tıkayıp iki cihan serveri ay yüzlü Resule tabi olmalıyız. Dini esas kaynağından öğrenenlerin şeytana tabi olması, yoldan çıkması söz konusu değildir. Onlar, İslâm’ın zırhıyla zırhlanmış, salih kullar zümresine ilhak olmuş kimselerdir. Bu kimseler kısa ömürleriyle ebedî saadet hayatını satın alan akıllı tüccarlardır. Fâniden bâkîye sermaye aktarmak… Bundan daha kârlı bir ticaret düşünülebilir mi?

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.