Mevlâna’nın aforizma diyebileceğimiz birbirinden güzel ve derin sözleri
Mevlâna Celâleddin Rûmî, 13. yüzyıldan asrımıza seslenen bir bilge şairdir. O, bir söz sihirbazıdır. Onun altı ciltlik Mesnevi’si adeta eşsiz bir söz deryasıdır. Bu deryadan herkese bir katre düşer muhakkak. Fakat kovanızın büyüklüğü ne kadarsa o kadar su alabilirsiniz bu uçsuz bucaksız deryadan. Hayatını “Hamdım, piştim, yandım” diye özetleyen bu Allah dostu, evrensel değerlerimiz arasındaki yerini çoktan almıştır. Dünya, sevgi ve hoşgörünün abidesini gönüllere diken Mevlâna’yı bağrına basmıştır. Mevlâna’nın sözleri mânâ derinliği bakımından eşsiz sözlerdir. Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak isterim:
“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”, “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”, “Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim; / Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.”, “Hayat bir nefestir, aldığın kadar… Hayat bir kafestir, kaldığın kadar… Hayat bir hevestir, daldığın kadar…”, “Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”, “Köpeklerin kardeşliği, aralarına kemik atana kadardır.”, “Kalp denizdir, dil de kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”,”Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır.”, “Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır. Önemli olan, içinden çıktığın sütü ak bırakmaktır.” ,”Geveze birine sır söylemek, kırık testiye su koymaya benzer.”
Allah aşkını yüreğinin merkezine yerleştiren Mevlâna
Mevlâna sevgi ve hoşgörü anahtarının bütün kapıları açabileceğine yürekten inanmıştır. Bunun canlı örneklerini bizzat yaşayarak müşahede etmiştir. Bununla ilgili olarak söylediği şu güzel sözler sevgi tılsımının gücünü ortaya koymaktadır: “Sevgiden acılıklar tatlılaşır. Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hâle gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.”
Aşk adamıdır Mevlâna… Fakat Mevlâna’nın aşkını beşerî aşklarla karıştırmayalım sakın… O, bütün aşkların ilâhî aşktan neşet ettiğine inanan ve eşyaya o gözle bakan engin ruhlu bir gönül eridir. Allah aşkını yüreğinin merkezine yerleştiren Mevlâna, varlığa da Allah’ın mahlûku olması açısından hikmetle bakmıştır. Her şeyi muhabbet penceresinden seyretmiştir o. Onu doğru anlamak için hayata ve cümle varlığa bu açıdan bakmak gerekir.
Aşktan mahrum gönülleri virane olarak görmüştür Mevlâna. Aşkı her şeyin ön şartı olarak kabul etmiştir. Aşka gönül alfabesinin ‘elif’i gözüyle bakmıştır. Her beytine aşkın ruhaniyetini sindirmiştir. Bir beytinde “Aşkı olmayan kişi, ne de zevksizdir ya; bir sevgilisi olmayan kişi, ne de ölüdür ya. Aşktan diri olmak gerek, ölüde iş yok. Diri kimdir, bilir misin? Aşktan doğan kişi… Aşkın eteğine yapış, onun eteği keremdir, ihsandır; ondan başka kimsecikler kurtaramaz seni yabancılıktan. Aşk, güzellik padişahının damına çıkılacak bir merdivendir; sen gel de miraç hakikatini âşığın yüzünden oku.” diyor, Hz. Mevlana…
hocam gayet açıklayıcı bir yazı olmuş elinize emeğinize sağlık.