Balkan Hezimetinden Sonra Balkanlarda Türk Varlığı
Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki varlığı o coğrafyada yaşayan Türkler için adeta bir teminat veya sigorta hükmündeydi. Osmanlının siyasî ve askerî gücünden dolayı hiç kimse onlara yan bakamıyordu. Diğer milletler gibi eşit haklar içerisinde dostça ve kardeşçe mutlu mutlu yaşıyorlardı. Nasıl ki milletimizi yasa boğan Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı Devleti Balkanlardan çekildi, işte o zaman Balkanlarda yaşamak Türkler için kabusa dönüştü.
Osmanlının Balkanlardan çekilmesi Balkanlardaki birliği, beraberliği ve sükuneti bozdu. Birçok milletin ve milliyetin bir arada yaşamaya mecbur olduğu bu karmaşık coğrafya, kaybedip de daha sonra aradığı huzuru bir daha ne yazık ki bulamadı. Özellikle Makedonya’daki Osmanlı bâkiyesi (geride bıraktığı dindar insanlar, kültürel ve sosyal üstünlük) yeni kurulan komünist Yugoslavya’yı ve onun başı olan Tito’yu rahatsız etti. Müslüman Türklere ve diğer Müslüman unsurlara karşı belirgin bir çekememezlik ve hazımsızlık baş gösterdi. Bu da baskı ve asimilasyon politikalarını beraberinde getirdi. Tito ve yandaşları Balkanların Türk, Arnavut ve Boşnaklardan arındırılması konusunda kararlı bir politika izledi. Yogoslavya açısından bakarsak bu baskı zamanla meyvelerini(!) de verdi.
Yüreklerimize kor düşüren Balkan hezimetiyle birlikte bütün taşlar yerinden oynadı, var olan dengeler değişti. Bu nedenle Türk kökenli birçok aile yerlerini, yurtlarını geride bırakarak Anadolu’ya veya farklı yerlere göç eylediler. Böylece Balkanlardaki Türk nüfusu ve onun neticesi olarak da Türk nüfuzu iyice azaldı, etkisini kaybetti. Bu yüzdendir ki Balkanlarda sahipsiz kalan Türkler orada kurulan devletler tarafından muhatap bile kabul edilmediler. Adeta öz yurtlarında parya muamelesi gördüler. Bu nedenle birçok siyasî ve sosyal hakları kendilerine verilmedi. Her fırsatta ezildiler ve horlandılar orada yaşamaya ve tutunmaya çalışan Türkleri. Balkan Türkleri doğup büyüdükleri, yurt belledikleri bu aziz topraklarda azınlık konumuna düşüp maddi ve manevî baskılara maruz kaldılar.
Türklüğü Hep Ayakta Tutan“Yücel Teşkilâtı” veya Yaygın Adıyla “Yücelciler”
“Yücel Teşkilâtı” veya diğer yaygın adıyla “Yücelciler” 1941’de Makedonya’daki Türklere yönelik haksızlıklara ve dayatmalara karşı durmak, Makedonya Türklerinin millî ve dinî varlıklarını korumak ve yaşatmak üzere faaliyetler gerçekleştirmek için bir araya gelen aydınların oluşturduğu toplumsal bir harekettir. Yücelciler deyip de geçmemek lâzım. Osmanlıdan sonra, tabir caizse yetim ve öksüz kalan Bakan Türkleri için çok mühim bir teşkilâttır Yücelciler. Zira ilk Türk okulu “Tefeyyüz”, Yugoslav radyosundaki ilk Türkçe yayınlar, ilk Türkçe gazete olan Birlik’in yayın hayatına başlaması hep Yücelciler sayesindedir. Onların ısrarcı tutumları olmasaydı bunların hiçbiri gerçekleşemezdi.
Köklerini unutmayan genç Türk aydınları olan Şuayp Aziz, Nazmi Ömer, Şerafeddin Ferid, Fettah Süleyman Pasiç, Muzaffer Ahmet ve Mehmed Dalip tarafından temelleri atılan Yücelcilerin en büyük gayesi Makedonya’da yaşayan Müslüman Türklerin milli ve manevî değerlerini korumak ve yaşatmaktı. Bu şuurlu ve idealist vatansever Türk gençleri İkinci Dünya Savaşı döneminde Üsküp’ün Bulgar işgali altında olduğu 1941 yılında böyle ulvi bir arayışa girmişlerdir. Bu teşkilâtın üyeleri mâzisini unutmayan, ondan hız ve haz alan duyarlı öğretmenlerden meydana geliyordu. Onlar ki Namık Kemal’i, Mehmet Akif’in Safahat’ını, Mehmet Emin Yurdakul’un buram buram memleket ve Türklük kokan şiirlerini okuyup aralarında Türklük bilinci ve İslâmiyet’e olan bağlılıklarını perçinliyorlardı. Fakat hiçbir zaman şiddete ve silahlı eylemlere bulaşmıyorlardı. Zira dostluk ve barıştan yanaydılar.