Bir şairin en büyük sermayesi söz, yani kullandığı kelimelerdir. Onun kelimelerini (sözünü) elinden alırsanız onu, maazallah, hepten hiç konumuna düşürürsünüz. Şair Dilaver Cebeci, ömrünün son çeyreğinde ağır bir trafik kazası geçirdikten sonra zor bir beyin ameliyatı olmuş; o çetin operasyon sonrasında konuşma ve anlama yeteneğini kaybetmiş; hafızası, tabir caizse, sıfırlanmıştı. Bu, şüphesiz ki bir şair için imtihanların en zor olanı ve en büyüğüydü. Onun bu kazadan evvel yazdığı son şiir “Zaman Masalı” adını taşıyordu. Şiirin başlığının bir parçası olan “masal” kelimesi belki de yaşanan her şeyin bir masaldan ibaret olduğunu söylüyordu şaire. Bu şiiri yazarken bunun, onun yazdığı son şiir olacağını nerden bilebilirdi ki? Şiirin içeriğinde anlatılanlar da onun acı sonunun sanki işaretleri gibiydi: “Susadım, su diye içtim zamanı/Bindim bir huzmeye geçtim zamanı/Dilime verildi sözden anahtar/Yanaştım onunla açtım zamanı.//Dediler ki vakit kılıçtır, keser/Davranıp onunla biçtim zamanı/Sonra ellerimde oldu bir tespih/Koparıp etrafa saçtım zamanı.”
Merhum Dilaver Cebeci ülkücü dünya görüşüne sahip idealist bir insandı.
Şiirlerinde sosyal temalara da ağırlıklı olarak yer veren merhum Dilaver Cebeci ülkücü dünya görüşüne sahip bir insandı. Şiirlerinde bunun yansımalarını görmek mümkündür. Şiirlerini hem heceyle hem de serbest tarzlarda kaleme alırdı. Geleneksel halk ve divan şiirimizin zengin birikiminden yararlanırdı. Fakat bu konuda taklide ve tekrara düşmemek için özel bir gayret sarf ederdi. Her şeyden önemlisi de kendine has (özgün) bir üslûbu vardır.
Şair Dilaver Cebeci’nin ilk şiir kitabı olan Hun Aşkı’nda milli unsurlar ağırlıktayken, “Şafağa Çekilenler”de dinî unsurları merkeze almıştır. “Ve Sığınırım İçime” şiir kitabında ise hem milli hem de dinî duyguları birlikte işlediğini, bir çeşit sentez yaptığını görüyoruz.
Merhum Dilaver Cebeci’nin çok zengin bir hayal dünyası vardı. Bu dünyayı hakikatle birleştirince birbirinden renkli ve ahenkli şiirler ortaya çıkmıştır. O; şiirlerinde dünle bugünü, bugünle yarını birleştirerek zamanın hudutlarını bir anlamda ortadan kaldırmıştır.
Şair Dilaver Cebeci dinî ve milli duygular, millet ve memleket (vatan) şiirleri yazan bir dava adamı olarak bilinse de o bir aşk adamıdır. Onun aşka dair onlarca şiiri vardır. Bu şiirlerden bir kısmı (Sitare, Olumsuz Koşma vb. gibi) eşine (Ayla Hanım’a) yazdıklarıdır. Onun aşka dair şiirlerini öteki temalarda yazılanlara kurban etmemeliyiz. Zira bu şiirler gölgede bırakılamayacak kadar özel ve güzeldir. Onun “Gözlerin” adlı şiiri aşk temasında yazılmış şiirler içerisinde en güzellerinden biridir: “Siyah mı, elâ mı, yeşil mi bilmem?/Gözlerin, gözlerin, aman gözlerin!/Alır beni mor dağlara çıkarır,/Sevdalı başımda duman gözlerin//Varlıklar üstünden sessizce akan,/Yıldızlar söndürüp yıldızlar yakan,/Şakağımda beyaz izler bırakan,/Sırlı ve muhteşem zaman gözlerin//Gözlerin cenklerde yaşatır beni,/Gerilmiş bir yaydan boşaltır beni,/Bozkır hilâlince kuşatır beni,/Gözlerin, gözlerin aman gözlerin”
Merhum şair Dilaver Cebeci’nin şiirlerinin insanı içine çeken, sarıp sarmalayan büyülü bir havası vardır. İçine girdiğiniz zaman bir daha çıkmak istemezsiniz. Mıknatıs gibi çeker sizi. Çünkü onun şiirlerinde Göktürklerden Uygurlara, Selçuklulardan Osmanlılara ve nihayetinde Türkiye’ye uzanan ve ilelebet öylece devam edecek olan bin yıllık geçmişiyle biz varız. Bizi de ancak bizden olan değerlerin harmanlandığı böylesi terkipler etkileyebilir.
Şair Dilaver Cebeci, aziz Türk milletinin köşe taşı hükmündeki şairleri olan Yahya Kemal, Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Arif Nihat Asya gibi dev isimlerden sonra şiirimize yepyeni bir soluk getirmiş, onların bizlere bıraktıkları söz mirasına yeni ilâveler katmıştır.
Çok yönlü ve derin bir muhayyileye sahip bir insan olan Dilaver Cebeci’nin yazdıklarının ötesinde, 1992’de kendi sesinden kaset olarak sevenlerine sunduğu “Kandehar Dağları’nda Sabah Namazı” adlı şiir albümü, üzerinde konuşulmaya değerdir. Bu şiir albümünde Cebeci kendi kaleminden çıkan epik, milli ve manevî temalı şiirlerini başarıyla seslendirmiştir. Albümde Afganistanlı mücahitlerin zorlu Kandehar Dağları coğrafyasında Ruslara karşı verdikleri destansı mücadeleyi şiirlerine ve sesine yansıtır. Büyük zorluklar altında ortaya konulan bu iman tezahürü o dönemde birçok gencimizi derinden etkiler.
Son söz niyetine yahut hülâsa-i beyan…
Millet olarak hep vefasızlıktan yakınsak da Dilaver Cebeci, belki ölümünden sonra, kendisini hatırlatacak vefa örneklerine muhatap olmuştur. Onun adı İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bir ilkokula verilmiştir. Şairin memleketi Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde bir salon onun adını taşımaktadır. Bunlar sayıca yetersiz olsa da yine de güzel örneklerdir.
Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî, Nurettin Özdemir, Vasfi Mahir Kocatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Şinasi Özdenoğlu gibi önemli isimleri ilim, kültür ve edebiyat dünyasına kazandıran Gümüşhane; Dilaver Cebeci’yi de yetiştirmiş ve edebiyat dünyasına kazandırmıştır. O, yaşadığı zaman içerisinde memleketini ziyaret etmiş, sıla-i rahimi hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Gümüşhane böyle bir değeri yetiştirdiği için hep bahtiyar olmuştur. Gümüşhane’nin mühim bir değeri olan Dilaver Cebeci’yi rahmet ve minnetle anıyoruz.