Trabzon’un Boztepe isimli hâkim noktasından şehri temaşa eden Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in öldürülüşü Cumhuriyet tarihinin ilk siyasî cinayeti olarak tarihteki yerini almıştır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz, “Yılların İzi” adlı anı kitabında hem Ali Şükrü Bey’in yıpratıcı muhalefetinden hem de artık hizmetine lüzum kalmayan Topal Osman çetesinden kurtulmak için bir taşla iki kuş vurulduğunu söyler. Ali Şükrü Bey’in şehadeti üzerine, kendisi de milletvekili olan dostu Mahir İz hissiyatını, bir kısmını aşağıya aldığım, “Şehid-i Millet Ali Şükrü Bey’in Rûh-i Mübecceline” adlı şu şiirinde dile getirmiştir:
“Ey ruh-ı mübarek! Seni bir sâil-i menhûs/Şehrah-ı hakîkatde şehid eyledi ehsûs…/Bir dest-i mehîn, dest-i şakî, dest-i hiyânet/İhnak ile mahveyledi, kahreyledi, lanet./Kaalin, kalemi rehberi olmuştu sedâdın,/Her yerde tecellî-i hakîkatdı murâdın./Kurbân-ı fazîletsin, evet hiç şüphe yoktur,/Mağdûr-ı hakikatsin, evet; âleme Makdûr/İfnâ-yı şehâmet/Tarih ile müsbet/Sen ölmedin asla, ölemez çünki hakîkat!/Hiç görmedi hilkat./Bir böyle tecellîsini kanûn-ı Hudâ’nın,/Makhûr-ı zebûn olduğunu ehl-i Hûda’nın/Ölmezsin evet, yâd-ı hazîninle yaşarken./Sen sîne-yi milletde kalırsın ebediyen./Tahlîd edecek fazlını târih-i milel de,/Destân olacak âleme her darb-ı meselde,/Bir hâdise-i mefhareti şanlı gazânın,/Her yâd-ı gam-engizi birer levha-yı nefrîn/Bir âteş-i per kîn./Ey her sesi bir vecd-i hamiyetle hurûşân,/Fikr uğruna, hak uğruna, nûr uğruna kurbân!/Mefkûre vü dînin/Her azm-i metînin/Etvâr-ı tecellîsini ta’yîn eder ancak/İcâz ü fesâhatla o bir tek hecedir: hak!… /Ey arz-ı fecâyi’deki nâkûs-i mezâlim,/Her darbesi bir umde-i hürriyeti hâdim!/Her sayha-i şûmun/Mat’unu umûmun.”(4 Nisan 1339/Rûmî -1923)
Muhalefet dün olduğu gibi bugün de nerden baksan risklidir. Muhalif olanlar her şeyi göze alabilmelidir. Muhalif görüşleriyle tanınan Ali Şükrü Bey de bunun farkındaydı; fakat bu yolda yürümeye, doğru bildiklerini gür bir sesle haykırmaya kararlıydı. Nitekim öyle de yaptı. Neticede derin hesaplaşmaların kurbanı oldu. Fakat milletin ve Hakk’ın huzurunda büyüdükçe büyüdü. Bu millet hakikatlere ses verenleri, canını ortaya koyanları unutmadı, unutmayacak…
Trabzonlular hemen yanıbaşlarında medfun, Cumhuriyet tarihinin en büyük muhalif seslerinden biri olan Ali Şükrü Bey’i yeterince tanıyorlar mı? Bu soruya olumlu cevap vermek pek mümkün değildir. Çünkü gençlerimiz, genel anlamda insanlarımız ne idüğü belirsiz magazin haberleriyle ilgilenmekten böyle ciddi meselelere yeterince zaman ayıramıyorlar.
Ali Şükrü Bey, Trabzon’un yiğit evlatlarından biridir. O, hak bildiği yolda ısrarla yürüyen, kellesini koltuğuna alabilmeyi göze alan, Karadeniz kadar hırçın ve delikanlı bir kişidir. O, bu iklimin çocuğudur. O, şimdi Boztepe’de çok sevdiği Trabzon’u manevî pencereden temaşa etmektedir. Bu Hakk dostuna Allah’tan rahmet dilerken, manevî huzurunda saygıyla eğiliyorum. Kahramanlar asla ölmezler, milletin kalbinde daima yaşarlar.
Yurdunu canından aziz bilen Ali Şükrü Bey gözüpek bir memleket sevdalısıdır. Vaktiyle “Şehid-i millet” Ali Şükrü Bey’in gönül dünyamdaki yerini ve önemini dile getiren bir şiir kaleme almıştım. Mersiye veya ağıt diyebileceğimiz bu şiiri sizlerle paylaşarak yazımı neticelendirmek istiyorum: “Zaman sonsuza aktı, basiret bir an gitti/Çalındı paslı kılıç, tenimizden can gitti//Bulut gözyaşı döktü, toprak açtı bağrını/Hakikatin gür sesi, yan yüreğim yan gitti!//Kuş gönül kafesinden uçtu uzak menzile/Yandı gönül sarayı; sırça köşkler, han gitti//Hakk’a irtihal etti ömrünün baharında/Söndü gözümün feri, damarımdan kan gitti//Hicranın oku değdi acıların kalbine/Yürekler yangın yeri, mehabetli san gitti//Eşkıyalar şehirde nefret kustu, kan kustu/Pusu kurdu zalimler; edep gitti, şan gitti//Şahadet şerbetini içti Ali Şükrü Bey/Erken çöktü karanlık; güneş battı, tan gitti//İninde öldü katil, kanı kalmadı yerde/Ayan oldu hakikat, şüphe gitti, zan gitti//Dağladı yürekleri intizarın ateşi/İnsaf bitpazarında, basiret, izan gitti//Nefesi gül kokardı, gönüllerin çerağı/Âhlar gökleri tuttu, yürekten figan gitti//Başkentin ortasında öfke sel olup taştı/Adalet tepetaklak, terazi, mizan gitti//“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandı(r)”/Gerçekler sümen altı, hakikat nihan gitti//Can evinden vuruldu, bülbül gülün bağında/Eğri büğrü dünyada, dosdoğru lisan gitti//Kur’an’ın ikliminde soluklandı dembedem/Peygamberin izinde yiğit, pehlivan gitti//Urgan bile ağladı, sonsuzluk yolcusuna/Dalından düştü yaprak; kış çöktü, hazan gitti.”