İnsanların; daha iyi koşullarda yaşamak amacıyla, bireysel olarak ya da ailece bir yerden başka bir yere gidip yerleşmesine “GÖÇ” diyoruz.
1950’lerde ve daha öncesinde göçler, teknolojinin geliştiği günümüz kadar sık olmazdı. Bir ailede, babalar, anneler, büyük babalar, büyük anneler, dayılar, halalar, teyzeler genellikle aynı köyde, aynı kasabada, aynı kentlerde birlikte yaşarlardı.
Zamanla, nüfuslar da arttı, gereksinimler de arttı, artık insanlar, rızıklarını aynı yerde kalarak karşılayamaz konuma geldi. Bir başka ifadeyle aileler parçalandı. Zaman, şimdi sayıp döktüğüm aile bireylerinin her birini bir tarafa savuruyor. Öğlesine bir savurma ki bu, cenazelerin dışında aile bireyleri bir araya gelemiyor. Herkes, koşulların karşısına diktiği konumlara uymak zorunda kalıyor.
Halkımız bu konuda, içini ferahlatacak bir deyim de bulmuş.
Nedir o deyim?
“Tebdili mekânda ferahlık vardır”
Günümüz Türkçesine çevirmek istersek, mekânı değiştirmek şeklinde açıklayabiliriz. Mekânı değiştirmek nasıl bir ferahlık getirir ki?
Pakistan ve Hindistan İngilizlerin sömürgesi iken, İngiltere’nin ileri gelenlerinden birine mekânı değiştirmesini önermişler. O da Muhammed Ebul Kelâm’a sormuş, nasıl bir yararı olur diye?
Muhammed Ebul Kelâm da; “Gideceğin yere başını da beraber götürecek misin sorusunu yöneltmiş.
Ne demek bu?
Sorunlar kafanın içinde olduğu sürece, nereye gidersen git, sonuç değişmez, demek.
Konuyu yaşadığımız dünyadaki göçlerden açtık. Bir de dünyamızı değiştirdiğimiz zaman, (Ahiret Âlemine gittiğimiz zaman) göç olayı vardır. Genç gidersek, elbette geride kalanları üzmüş oluruz. Ama yaşadığımız dünya da beklediğimiz bir şey kalmamışsa, tüm yakınlarımız, dostlarımız bizi bırakıp gitmişlerse, bu koşullardaki göçün kendisinden önce göçen sevdiklerine kavuşması açısından bir yararı, hesap vermekte zorlanacağı açısından da sıkıntısı vardır.
Değerli dostumuz, öğretmen Şükrü Uğur’un öğretmenlik yaptığı köyde, ölümden çok korkan birisi varmış. Bir gün kendisine sormuşlar; “Ölümden niye bu kadar korkuyorsun?” Diye.
“Ula oğul” demiş, “Çente boş, çente boş!” demiş. Demek ki, zavallının öbür taraf için hiçbir hazırlığı olmamış.
O nedenle göç, kimileri için düğün bayram, kimileri için zulüm, ziyandır.