Yazının başlığı halk arasında söylenen bir deyimdir. Herkese, kişisel çıkar karşılığı yeşil ışık yakmak anlamında değildir. Gideni yermeye, gelene abartılı bir karşılama yapmaya gerek yoktur.
Neden söz ettiğimi anladınız sanırım.
CHP’de Kemal Kılıçtaroğlu gitti, Özgür Özel geldi.
Yalnız siyasi partilerde değil, derneklerde, vakıflarda, kooperatiflerde, tüm kuruluşlarda durum böyledir. Başlangıçta bazı kırgınlıklar olur ama zamanla her şey rayına oturur.
CHP’nin 1972 Kurultayına, zamanın CHP İl Başkanı Hicabi Ataç’la birlikte gitmiştik. Ben delege değildim. Hicabi Ataç babamın arkadaşıydı. Ben de Gümüşhane’ye geldiğim 1961 yılından, Ataç’ın öldüğü tarih olan Haziran 1973’e kadar birlikte olduk. O Kurultay’da, İsmet İnönü’ye haddi aşan itham demeyim ama o ağırlıkta sitemler olmuştu. O kurultaydan sonra İsmet İnönü hem CHP’den, hem de milletvekilliğinden istifa etmişti. 1961 Anayasası, milletvekilliğinin yanı sıra senatörlük de getirmişti. Eski Cumhurbaşkanları Senatonun doğal üyesi sayılıyordu. İnönü de bu hakkını kullanarak Senatör olarak kalmış, bir yıl sonra da (1973’ de) yaşama veda etmişti.
Kurultay sonrası Hicabi Ataç’a ulusal gazetelerden telefon açanlar olurdu. Ataç’ın İsmet Paşanın yanında yer aldığını bildikleri için partiden ayrılıp ayrılmayacağını sorarlardı. Hicabi Ataç’ta, “İsmet İnönü, çok değerli bir devlet adamıdır. Ülkeye her alanda büyük hizmetleri olmuştur. Ama CHP şahıs partisi değildir. Şahıslar gider, partiler kalır. Benim, Paşa’ya bağlılığım da, CHP’liliğim de devam eder” demişti.
Kişiler gidici (fani) kurumlar kalıcı (baki)dir. O nedenle, yazının başlığındaki deyimi kullanmak, yani; “Giden ağam, gelen paşam” demek daha akıllıca bir davranış olur bana göre. Giden daha iyi idiyse, gelenin, onun deneyimlerinden yararlanma yoluna gitmesi doğaldır. Gelen, deneyimsiz, noksanları çok olan biriyse, günü gelince o da değişir.
“Ölenle ölünmez” diye bir halk deyimimiz vardır. Arkaya değil, daima öne bakmak, ileriye gitmek gerekir.
CHP’de de öyle olacaktır sanırım.