Abartısız, ülke nüfusunun yüzde seksenine yakın bir bölümü geçim sıkıntısı içindedir.
Nedeni ortada:
Türkiye İstatistik Kurumunun Enflasyonu düşük göstermesi nedeniyle, onu baz alan yönetim, maaş ve ücretlere zam yapıyor ama, bu zam kamuda çalışanların ve emeklilerinin geçimini sağlamıyor.
Ülkemizde iş bulamadıkları için çalışamayan insanların sayısı da, resmi rakamların çok üstünde.
Bu durumda ne oluyor?
Halkımızın büyük bir kısmı, sağlık, eğitim ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.
Geçim sıkıntısı, ahlaksızlığı da tetikliyor.
Bu yüzden: hırsızlık gibi, soygun gibi, vurgun gibi, ahlaka aykırı durumlar artıyor. Kadın cinayetlerinin bir sebebi de, yalnızca anlaşmazlık değil, mali yoksunluk. İnsanların birbirine güveni azalıyor. Her türlü alış-verişlerde, ulaşımda, eğitimde, sağlıkta, karşınıza çıkan rakamlara kuşku ile bakıyorsunuz. İnsani ilişkiler zayıflıyor. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar adeta robotlaşıyor.
Ankara’da, İstanbul’da, İzmir de ve diğer büyük kentlerdeki tanıdıklarınıza soruyorsunuz, aynı kentteki arkadaşlarınızla akrabalarınızla görüşüyor musunuz? Diye soruyorsunuz. Görüştüklerini söylüyorlar.
Bu kez sorunuzu yineliyorsunuz? Örnek vermek gerekirse, falanla, filanla en son ne zaman görüştünüz?
“6 ay önce, müşterek bir yakınımızın cenazesinde görüştük” diyorlar.
Büyük kentlerde bir semtten, başka bir semte gidip-gelmek bütçelerini sarsıyor. O yüzden, birbirlerine sık gidip, gelemiyorlar…
Demek ki, cenaze olmasa, hiç görüşemeyecekler.
Önceki yazılarımızda da işlemiştik. Bir tarım ülkesiyiz ama çoğu tarım ürünlerini başka ülkelerden alıyoruz. Girdilere güç yetiremediklerinden tarlalarını ekip biçmeyenler var. Bu gidişle, hayvancılık da yapılamayacak.
Üç yanımız denizlerle çevrili. Nehirlerimiz, ırmaklarımız, çay ve derelerimiz var; onlar akıyor, biz bakıyoruz. Ülkemiz ormanlarını koruyamıyor, yerlilerin değil, yabancıların maden çıkarmalarına feda ediyoruz.
Kendi varlıklarını değerlendiremeyen ülkelerin yaşamı zorlaşır.
Son söz: geçinemiyoruz.