Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler Köyü’nde, Kanada’lı Firmanın küçük paylı Türk ortağı ile altın çıkardığı alanda, bilinçsizce yığılan toprak kaydı. İş makinalarıyla birlikte 9 çalışan siyanürlü toprak altında kaldı. Bu satırların yazıldığı tarihe kadar geçen üç gün içinde 9 işçiye ulaşılamadı.
Birçok felaket gibi, bu felaketten de ders alınacağını sanmıyorum.. Çünkü önceki yıllarda da, bu altın madeni alanının bir tehlikeye işaret ettiği, siyanürlü atıkların ve süzdürüldüğü atık havuzunun taşması, yarılması halinde, yakınında bulunan Fırat nehrine karışabileceği ileri sürülmüştü.
Ne oldu?
Önce maden işletmesi durduruldu. Sonra Çalık Holdingin %20 oranındaki ortaklığı ile altının yeniden çıkarılmasına göz yumuldu, dağ gibi yığılan atıklarda çatlaklar meydana geldiği görüldü, söylendi yine umursanmadı.
Bu vesileyle ülkemizin 21 yerinde çıkarılan maden sahalarını gösteren televizyon kanalları, o ormanların, o verimli tarım alanlarının, o yeşil bitki örtüsünün nasıl ortadan kaldırarak çöle dönüştürdüğünü görmek, gerçekten insanın içini acıtıyordu.
O ormanlara nasıl kıyılıyor!
Fatih Sultan Mehmet; “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” demiyor muydu?
Ülkemiz topraklarını harabeye çeviren o Kanadalılar, Amerikalılar, kendi ülkelerinden bir ağaç değil, bir dal kessinler de görelim.
Avrupa ülkeleri, altın ve başka madenlerin ayrıştırılmalarında siyanür kullanılacağını bildikleri için, bu durumun ülkelerini, ülke olmaktan çıkaracakları gerekçesiyle altın çıkarılmasını yasaklamışlardır.
Mustafa Kemal için Yalova’da yapılan bir binanın yanındaki ağaç, eve zarar vereceğinden, büyük Atatürk ağacı kestirmemiş, binayı kaydırmıştı. Bu eylem bile, ülkemizi yönetenlere zerre kadar güzel ve yararlı bir örnek olmadı.
Bu orman katliamlarını, bu tarım arazilerinin ortadan kaldırılmasını, bu güzelin vatanımızın çöle döndürülmesini gördükçe, Cahit Sıtkı’nın 35 yaşı şiirinde söylediği gibi; “Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar” mı diyeceğiz?
Birileri para kazanacak diye, ülkemizin elden çıkacağını görmüyor muyuz?