Bugün 19 Aralık… Türk milleti için hem utanç hem gurur verici anlar oldu tarihte bugün. Hiçbirini birbirinden ayıramadıığım için toplu bir şekilde yer vermek istedim.
Yarbay Ali Tatar eşi : Herkes inmişti, Ali de inmişti aslında. Sonrasında geri geliyor. Annem görüyor ve sesleniyor Feride ablaya : Ali geri geldi, bakın, kontrol edin. Ali montunu bırakıyor ve direk hiçbir yere bakmadan banyoya giriyor. Banyo Gökçen’in odası ile karşılıklı. 10 yaşındaydı Gökçen. Odalar karşılıklı idi. Gökçen’i bile görmüyor banyoya giriyor. Gökçen odasında. Ve bunu gerçekleştiriyor. Biz kapının kenarında yani dışındayız. Abla kapıyı ittiriyor, o manzarayla karşılaşıyor. Silah sesini yani kapının yanındaydık. Yarbay Ali Tatar kardeşi : Açıkçası içime kurt düştü. Hızla merdivenleri çıktım. Merdivenlerin yarısında iken sesini duydum. Önce kendi sesini duydum, yani bir “hoşçakalın” sesini duydum. Koştuğumda hâlâ duvardan sıyrılıyordu. Çalışıyordu halbihal. Bağırdık tabii. Diğer insanlar geldi taşıdık. Koridorda, aşağıya indirecek sedye yok. Yani bindirdik aşağıda. Bu seferde derme, çatma bir ambulans, hiçbir sağlık görevlisi yok koca birlikte. Yarım yamalak ben bindim yanına. GATA’da (Gülhane Eğitim ve Araştırma Merkezi) vefat etti. Muhtemelen yoldayken… Yarbay Ali Tatar sözde “amirallere suikast” suçu ile içeri alındı. Serbest bırakılmasına rağmen hakkında tekrar yakalama kararı çıkarıldı. Vatan hainliği ile suçlanmayı hazmedemeyen Yarbay Ali Tatar, 19 Aralık 2009 tarihinde İstanbul Beylerbeyi’nde tabancayı kafasına dayayarak intihar etti. FETÖ’cü Savcı Süleyman Pehlivan’a ise 2019 yılında bu olaydan ötürü 13 yıl hapis verildi. Yarbay Ali Tatar aynı zamanda Deniz Harp Okulu’nda öğretmenlik yapıyordu.
Hepiniz kendinize iyi bakın ve beni unutmayın, beni hatırlayın. Tarih bu çirkinlikleri birgün mutlaka yazacak. Ama muhtemelen ben olmayacağım. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Hoşçakalın,sevgiler. Bizi bu duruma düşürenlerin peşini bırakmayın.Bunlar mutlaka içimizdeler.” (Yarbay Ali Tatar’ın vasiyetinin son cümleleri)
Gülen cematinin TSK’yı tasfiye etmek amacıyla başlattığı soruşturmalar zincirinin en önemli halkalarından birisi kuşksuz Kozmik Oda soruşturmasıydı. AK Parti ile Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi arasında yaşanan krizlerin yarattığı ortamda birbiri ardına başlatılan TSK odaklı soruşturmalar siyasi ortamı germişti. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast düzenleyeceği iddiasıyla başlatılan TSK odaklı soruşturmalar siyasi ortamı germişti. Ankara Emniyeti bünyesindeki Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 19 Aralık 2009 tarihinde, Çukurambar Mahallesi 1425. Cadde’de Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ile Binbaşı İbrahim Göze’yi gözaltına aldı.
Merkez Komutanlığı personelinin gelmesi beklenirken Albay Büyükköprü’nün ’’su içmek istediği sıada avucunun içerisindeki kağıdı yutmaya çalıştığı, kağıdın zorla alındığı ve kağıtta Arınç’ın yanı sıra milletvekilleri, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan, emekli ve esnaf kişilerin ikamet ettiği apartmanın adresinin bulunduğu’’ iddia edildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturmada, TSK mensupları Albay Büyükköprü ve Binbaşı İbrahim Göze ile irtibatlı oldukları gerekçesiyle Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda görev yapan görev yapan bazı ordu mensupları ’’şüpheli’’ olarak soruşturmaya dahil edildi. FETÖ’cü olduğu iddiasıyla meslekten ihraç edilen ve adli soruşturma kapsamında cezaevine konulan eski Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili’nin yürüttüğü soruşturmada, Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’na ait ’’devlet sırrı’’ niteliğinde belgelerin bulunduğu 11 ve 16 numaralı odalarda (Kozmiik Oda) arama yapılmak istendi.
Genelkurmay Seferberlik Tetkik Dairesi Başkanlığı’nca yazılan yazıda, binanın birinci katında bulunan 11 ve 16 numaralı çift kilitli çelik kapılarla muhafaza edilen odalardaki bilgi, belge ve arşiv kayıtlarının devlet sırrı niteliğinde, devletin güvenliğiyle ilgili doğrudan bilgiler içerdiğinden Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 125. maddesi gereği cumhuriyet savcılığına bu odalara giriş izni verilemeyeceği belirtildi. Buna karşın Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan hakim Kadir Kayan, bu odalarda arama yapmaya başladı. Kayan’ın 20 gün süren araması sonucu CD, dosya ve hard disklerden oluşan ’’gizli belgeler’’ dışarı çıkarılarak, bugün FETÖ ile bağlantılı oldukları tespit edilen TÜBİTAK uzmanı bilirkişilere teslim edildi.
Yıllarca savcı Bilgili’de bulunan dosya, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki yeni iş dağılımının ardından Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu’na verildi. Büroda göevli savcı, 38 şüpheli asker hakkındaki soruşturmayı, Mart 2015’te ’’takipsizlik’’ kararıyla sonuçlandırıldı.
Kararda şu ifadelere yer verildi: ’’19 Aralık 2009 tarihinde, nöbetçi amir olarak görev yapan komiser yardımcısı Murat Yılmazer tarafından, herhangi bir telefon ihbarı gelmediği halde, ihbar gelmiş gibi tutanak tutulduğu kanaatine varıldığını belirtilmiş ve şüphelilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiyerarşik yapısı dışında illegal bir oluşum kurarak, Başbakan Yardımcısı Arınç’a ya da hükümet üyesi diğer bakanlara karşı suikast hazırlığı yaptıklarına, cebir ve şiddett kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eylemini gerçekleştirmek üzere, silahlı bir terör örgütü kurduklarına, yönettiklerine veya üye olduklarına, öncede gizli anlaştıklarına dair herhangi bir delil bulunamamıştır.
1990’lı yıllarda PKK’nın fişinin çekilmesi için Güneydoğu’da görev aldı. 90’lı yıllarda FETÖ hakkında komutanına rapor sunmasına rağmen “namaz kılan insanlardan zarar gelmez.” diyen komutan tarafından odadan kovuldu.15 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanması için Engin Alan komutasındaki özel timde yer aldı ve İmralı’da PKK terörist elebaşı Abdullah Öcalan’ ı sorguladı. 4 Temmuz 2003 tarihinde Irak’ın Süleymaniye kentindeki karakolda da 11 Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde komutanına toplantıda “Adana İncirlik’e helikopterle gidelim. Şuan cumartesi Amerikan askerleri sokaktadır. Adana Valisi’ne suikast düzenleyecekler diye Amerikan askerlerini alalım ve bunların başına çuval geçirelim” dedi fakat bu isteği üstlerin bunu kabul etmeyeceği gerekçesi ile reddedildi. Yıl 2008. Albay Hasan Attila Uğur sırf vatanını sevdi diye gözaltına aldılar. Onun da alınma gerekçesi olarak şunu gösterdiler. Need For Speed CD’si vardı normal oyun CD’si. Onu aldılar FETÖ’cü Savcı Zekeriya Öz’ün karşısına delil olarak önüne koydular bu CD’yi Attila Uğur’u gözaltına almayı yeltenenler. Hakim bu yüzden Albay Hasan Attila Uğur’u tam 6 yıl yani 2008’den 2014 yılına kadar cezaevinde suçsuz yere yattı.
Bu insanlar neden teröristler ile bir tutuldu o dönem? Tek suçları bu vatanı sevmek ve gerekirse bu uğurda ölmek için hazır olan bu insanlara bu neden reva görüldü?
Bir madalya yerine bir mermi soğukluğunu, bir cezaevi soğukluğunu tercih ettiler…
Haydi kalın esenlikle…